Épisodes

  • Surviving the Storm: A Tundra Expedition's True Test
    Feb 11 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Surviving the Storm: A Tundra Expedition's True Test Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-11-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Gri gökyüzü altında, rüzgarın karları savurduğu bir tundra boyunca Emre, Leyla ve Serdar sessizce yürüyordu.En: Under the gray sky, along a tundra where the wind whipped the snow, Emre, Leyla, and Serdar were walking silently.Tr: Üçü de kendi düşüncelerine dalmıştı: Emre liderlik yeteneklerini sorguluyordu, Leyla başarısız olma korkusunu yenmeye çalışıyordu, Serdar ise geçmişte yaşadığı talihsiz bir seferin gölgesinden kurtulmaya çalışıyordu.En: Each of them was lost in their thoughts: Emre was questioning his leadership skills, Leyla was trying to overcome her fear of failure, and Serdar was trying to escape the shadow of a past unfortunate expedition.Tr: Araştırma seferi zorlu başlamıştı.En: The research expedition had begun tough.Tr: Kışın keskin soğukluğunda, ekip beklenmedik bir şekilde kaybolmuştu.En: In the sharp cold of winter, the team had unexpectedly gotten lost.Tr: İkmal noktalarına ulaşana dek azalan erzakları zamanla yarışa sokmuştu.En: Dwindling supplies put them in a race against time until they reached their resupply points.Tr: Emre sık sık durup haritayı kontrol ediyordu.En: Emre frequently stopped to check the map.Tr: "Daha hızlı bir yol bulmalıyız," diye düşündü.En: "We need to find a faster route," he thought.Tr: Aniden bir fikir geldi aklına: Haritada işaretlenmemiş bir kısa yol.En: Suddenly, an idea came to his mind: a shortcut that wasn’t marked on the map.Tr: Riskliydi, ama zaman kazanmak için tek şansıydı.En: It was risky, but it was his only chance to save time.Tr: Leyla ve Serdar’a döndü.En: He turned to Leyla and Serdar.Tr: "Daha hızlı bir yol buldum. Denememiz lazım," dedi.En: "I found a faster route. We need to try it," he said.Tr: Leyla başını salladı, "Başarabiliriz," dedi.En: Leyla nodded, "We can do it," she said.Tr: Serdar derin bir nefes aldı. Geçmişin ağırlığını bir kenara bırakmaya kararlıydı.En: Serdar took a deep breath, determined to set aside the weight of the past.Tr: Buz ve karla dolu patikada ilerlerken, rüzgar sesi aniden yükselmeye başladı.En: As they advanced on the path filled with ice and snow, the sound of the wind suddenly began to rise.Tr: Bir kar fırtınası hızla yaklaşıyordu.En: A snowstorm was rapidly approaching.Tr: Ekip, göz gözü görmeyen bir kargaşanın içinde buldu kendini.En: The team found themselves in the chaos where the eye couldn't see.Tr: Emre, soğukkanlılığını korumaya çalışarak, "Bir sığınak bulmalıyız!" diye bağırdı.En: Trying to maintain his composure, Emre shouted, "We need to find shelter!"Tr: Leyla gözlerini kısarak çevreyi taradı.En: Narrowing her eyes, Leyla scanned the surroundings.Tr: Rüzgarın sesini bastıran bir haykırışla, "Şurada bir şey var!" dedi.En: With a shout that drowned out the wind, she said, "There's something over there!"Tr: Ekip birlikte hareket ederek, Leyla’nın işaret ettiği yöne doğru ilerlediler.En: The team moved together in the direction Leyla pointed.Tr: Karla kaplı bir mağaranın girişini fark ettiler.En: They noticed the entrance of a snow-covered cave.Tr: İçeri girdiklerinde, saklı bir güven duygusu onları sarstı.En: Once inside, a hidden sense of security enveloped them.Tr: Zaman geçtikçe ve fırtına güç kaybettikçe, Emre içindeki şüphenin silindiğini hissetti.En: As time passed and the storm weakened, Emre felt the doubt inside him dissolve.Tr: Leyla, küçücük bir heyecanla gülümsedi.En: Leyla smiled with a hint of excitement.Tr: Serdar ise kalbinde bir huzur buldu.En: Serdar found peace in his heart.Tr: Gece çökerken, yardım sinyali gönderdi ve yardım beklemeye başladılar.En: As night fell, they sent a distress signal and began to wait for help.Tr: Sabah güneşi mağaranın girişine vururken, kurtarma ekibinin araçlarının sesi duyuldu.En: As the morning sun hit the entrance of the cave, the sound of the rescue team's vehicles was heard.Tr: Emre, liderlik edebilmenin aslında içten gelen bir güç olduğunu fark etti.En: Emre realized that true leadership was a force that came from within.Tr: Leyla, her zorluğun üstesinden gelebileceğini anladı.En: Leyla understood that she could overcome any challenge.Tr: Serdar, geçmişin gölgesinden çıkmayı sonunda başarmıştı.En: Serdar, at last, had managed to emerge from the shadow of the past.Tr: Yeniden başlayan hayattan aldıkları derslerle, ekip tek başına bir hikaye yaratmıştı tundrada.En: With the lessons they learned from the life that restarted, the team had created a story of their own in the tundra.Tr: Her zorluğun, onları biraz daha güçlü kıldığı bir hikaye.En: A story where each challenge made them a little stronger. ...
    Voir plus Voir moins
    15 min
  • Soaring Courage: A Hot Air Balloon Adventure in Cappadocia
    Feb 10 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Soaring Courage: A Hot Air Balloon Adventure in Cappadocia Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-10-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Cappadocia'da kış sabahı, soğuk bir rüzgar adeta festivale eşlik ediyordu.En: On a winter morning in Cappadocia, a cold wind practically accompanied the festival.Tr: Herkes, rengarenk balonların gökyüzünde süzülüşünü izlemek için toplanmıştı.En: Everyone had gathered to watch the colorful balloons glide through the sky.Tr: Ece, elinde tuttuğu checklist'i ile etrafa bakındı.En: Ece looked around with the checklist she held.Tr: Festivali yerden izlemeyi planlamıştı.En: She had planned to watch the festival from the ground.Tr: Ece sırayla tüm etkinlikleri tamamlıyordu.En: Ece was completing all the activities one by one.Tr: Ozan ise, yükseklik korkusu nedeniyle biraz tedirgindi.En: Ozan, however, was a bit uneasy because of his fear of heights.Tr: Ama Yasemin gibi maceracı bir arkadaşınız varsa, korkularınızı zor da olsa yenmek gerekirdi.En: But when you have an adventurous friend like Yasemin, you have to overcome your fears, even if it's difficult.Tr: Yasemin, balonlara tutkuyla bakarken Ozan’ı ikna etmeye çalışıyordu.En: While Yasemin looked at the balloons passionately, she was trying to persuade Ozan.Tr: Ancak bu üçlüyü büyük bir sürpriz bekliyordu.En: But a big surprise awaited this trio.Tr: Yanlışlıkla yanlış balona yönlendirilmişlerdi.En: They were mistakenly directed to the wrong balloon.Tr: Yasemin bir an kıpırdadı ve kapı kapandı.En: Yasemin moved slightly, and the door closed.Tr: "Hayır, hayır!En: "No, no!Tr: Hazır değiliz!"En: We’re not ready!"Tr: diye bağırdı Ozan, ama çok geçti.En: shouted Ozan, but it was too late.Tr: Balon yavaşça yerden yükselmeye başladı.En: The balloon slowly began to rise from the ground.Tr: Ece hemen kontrolü ele almaya çalıştı.En: Ece immediately tried to take control.Tr: "Sakin olmalıyız," dedi ve balondaki telsizi aramaya koyuldu.En: "We need to stay calm," she said and started to search for the radio in the balloon.Tr: Bulduğunda, yer ekibiyle iletişime geçmeye çalıştı.En: When she found it, she tried to communicate with the ground crew.Tr: "Merhaba?En: "Hello?Tr: Yardıma ihtiyacımız var!"En: We need help!"Tr: dedi sakin ama kararlı bir sesle.En: she said in a calm but determined voice.Tr: Ozan, balonun kenarına tutunarak nefes almaya çalışıyordu.En: Ozan was trying to catch his breath by holding onto the side of the balloon.Tr: "Bunsuz yapamam," diye mırıldandı.En: "I can't do this," he murmured.Tr: Ancak Yasemin’in cesareti ona güç verdi.En: However, Yasemin's courage gave him strength.Tr: Yasemin, balonu kontrol etmek için kollarını sıvadı.En: Yasemin rolled up her sleeves to control the balloon.Tr: Bir taraftan da "Bu inanılmaz!"En: At the same time, she couldn’t stop herself from saying, "This is incredible!"Tr: demekten kendini alıkoyamıyordu.En: The balloon drifted a bit to the right with the wind, and when they approached a line of rocks, all three of them panicked.Tr: Balon rüzgarla biraz sağa kaydı ve bir kaya sırasına yaklaştıklarında üçü de panikledi.En: Ece began to follow the instructions coming from the radio.Tr: Ece, telsizden gelen talimatları takip etmeye başladı.En: "Lower it slowly!"Tr: "Yavaşça indirin!"En: Ece shouted to Ozan and Yasemin.Tr: Ece, Ozan’a ve Yasemin’e bağırdı.En: Despite all his fears, Ozan decided to support Yasemin and drew strength from Ece’s calm voice, which nearly stopped his heart.Tr: Tüm korkularına rağmen Ozan, Yasemin'e destek olmaya karar verdi ve neredeyse kalbi duracak gibi olan Ece'nin huzurlu sesinden güç aldı.En: "You can do this, Ozan!"Tr: "Bunu başarabilirsin Ozan!"En: said Yasemin and held his hand tightly.Tr: dedi Yasemin ve Ozan’ın elini sıkıca tuttu.En: In the end, with everyone’s efforts, the balloon landed safely.Tr: Sonunda, herkesin çabalarıyla balon güvenli bir şekilde yere indi. Festivaldekiler alkışlarla onları karşıladı.En: The festival-goers welcomed them with applause.Tr: Büyük bir karışıklıkla başlayan macera tatlı bir hikayeye dönüştü.En: The adventure that started with great confusion turned into a sweet story.Tr: Üçü de gülümseyerek balonu terk ettiler, yeni deneyimlerle dolu ve birbirlerine daha da yakınlaşmış olarak.En: All three of them left the balloon smiling, filled with new experiences and closer to each other.Tr: Ece, plansız bir maceranın tadını çıkarmanın da güzel olduğunu gördü.En: Ece realized that enjoying an unplanned adventure can be wonderful too.Tr: Ozan, korkularına rağmen bir şeyler başarıyor olmanın özgüvenini kazandı.En: Ozan gained the confidence of being able to achieve something despite his fears.Tr: Yasemin ise, bazen dostluğu ve işbirliğini ...
    Voir plus Voir moins
    16 min
  • From Abandoned Warehouse to Art Wonderland: Emir's Bold Vision
    Feb 10 2026
    Fluent Fiction - Turkish: From Abandoned Warehouse to Art Wonderland: Emir's Bold Vision Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-10-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Emir, gözlerinde büyük hayallerle ve kalbinde sanat aşkıyla, eski ve terk edilmiş bir depoya bakıyordu.En: Emir, with big dreams in his eyes and a love for art in his heart, was looking at an old and abandoned warehouse.Tr: Yüksek tavanları, kırık pencereleri ve işlemeyen makineleriyle bu mekan, uzak bir geçmişin izlerini taşıyordu.En: With its high ceilings, broken windows, and non-working machinery, this place carried the traces of a distant past.Tr: Ama Emir için burası, sanatının parlayacağı bir sahneydi.En: But for Emir, it was a stage where his art would shine.Tr: Kışın ortasındaydık.En: It was the middle of winter.Tr: Soğuk hava depoyu kağıt gibi sararken, Emir'ın hayali buz tutmuyordu.En: While the cold air wrapped around the warehouse like paper, Emir's dream was not freezing.Tr: Emir, bir akşam gizli bir sanat sergisi düzenleyecekti.En: Emir planned to organize a secret art exhibition one evening.Tr: Tüm çalışmalarını özenle seçmişti.En: He had meticulously selected all his works.Tr: Ancak bu sergi için desteğe ihtiyacı vardı.En: However, he needed support for this exhibition.Tr: Birikimlerini son kuruşuna kadar harcamaktan çekinmeden, ısıtma sistemini kurdurdu.En: Without hesitation, he spent his savings to the last penny and had a heating system installed.Tr: Yine de yeterli değildi.En: Yet, it was still not enough.Tr: Organize edilmesi gereken çok şey vardı.En: There was much that needed to be organized.Tr: Tam bu sırada, Zeynep devreye girdi.En: Just at this point, Zeynep stepped in.Tr: Emir, Zeynep'i işinde en iyi olarak duymuştu.En: Emir had heard of Zeynep's reputation as being the best in her field.Tr: Onun tecrübesi ve yetenekleri, Emir'in en büyük umuduydu.En: Her experience and skills were Emir's greatest hope.Tr: Zeynep, işine hemen başladı.En: Zeynep immediately started her work.Tr: O ve Emir, ışıkları yerleştirdi.En: She and Emir set up the lights.Tr: Masaları düzenlediler.En: They arranged the tables.Tr: Zeynep misafir listesine son rötuşları yaparken, Emir sanat eserlerini tek tek yerleştirdi.En: While Zeynep was putting the final touches on the guest list, Emir placed the art pieces one by one.Tr: Fuari ziyaret edecek insanların seçimi, serginin başarısını belirleyecekti.En: The selection of people who would visit the exhibition would determine its success.Tr: Emir, bu riski almak istemiyordu.En: Emir didn't want to take this risk.Tr: Zeynep'in yardımıyla, etkili sanat eleştirmenleri ve koleksiyonerler davet edildi.En: With Zeynep's help, influential art critics and collectors were invited.Tr: Sergi gecesi kapıyı çaldı.En: The night of the exhibition arrived.Tr: Ancak dışarıda kar fırtınası vardı.En: However, there was a snowstorm outside.Tr: Emir'in yüreğine bir korku düştü: Kimse gelmeyecek miydi?En: A fear crept into Emir's heart: Would no one come?Tr: Emir umutla beklemeye başladı.En: Emir began to wait hopefully.Tr: Dakikalar saatlere dönüştü.En: Minutes turned into hours.Tr: Derken, kapının önünde birkaç cesur insan belirdi.En: Suddenly, a few brave people appeared at the door.Tr: Emir içten bir nefes aldı.En: Emir took a deep breath.Tr: Elle seçilen küçük grup depoyu doldurdu.En: The carefully chosen small group filled the warehouse.Tr: Kırık pencerelerden giren soğuk hava, misafirlerin coşkusunu bastıramadı.En: The cold air coming in through the broken windows couldn't dampen the guests' enthusiasm.Tr: Kritikçiler eserleri inceledi, notlar aldı.En: Critics examined the works and took notes.Tr: Koleksiyonerler hayranlıkla tablolara ve heykellere baktı.En: Collectors looked at the paintings and sculptures with admiration.Tr: Fırtınanın ortasında, Emir'in sanatı sıcaklık saçtı.En: In the midst of the storm, Emir's art radiated warmth.Tr: Gecenin sonunda, önemli bir eleştirmen Emir'in yanına geldi.En: At the end of the night, an important critic came up to Emir.Tr: "Eserlerin, genç adam, etkileyici.En: "Your works are impressive, young man.Tr: Seninle çalışmak istiyorum.En: I want to work with you.Tr: Gelecekte büyük projeler yapabiliriz," dedi.En: We can do big projects in the future," he said.Tr: Emir'in yorgunluğu bir anda geçti.En: Emir's fatigue disappeared in an instant.Tr: Başarmıştı.En: He had succeeded.Tr: Ertesi sabah, Emir kendine yeni bir söz verdi.En: The next morning, Emir made himself a new promise.Tr: Yılmayacak, hep denemeye devam edecekti.En: He would not give up and would continue to try.Tr: Destek almaktan çekinmeyecekti.En: He wouldn't shy away from seeking support.Tr: O gece sadece bir başlangıçtı.En: That night was just a beginning.Tr: Soğuk kış akşamı, Emir için yeni ve...
    Voir plus Voir moins
    16 min
  • Love Unfolds at İstanbul's Iconic Tower: A Valentine's Tale
    Feb 9 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Love Unfolds at İstanbul's Iconic Tower: A Valentine's Tale Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-09-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsiminin serin rüzgarları İstanbul'u sardığında, Emir, Yasemin ve Zehra, İstanbul'un büyüleyici atmosferinde bir tatil için heyecanla toplanmışlardı.En: When the cool winds of winter enveloped İstanbul, Emir, Yasemin, and Zehra gathered excitedly for a vacation, enchanted by the magical atmosphere of İstanbul.Tr: Aralık ayının soğuğu, taze bir enerjiyle heyecanlarını artırıyor, her şeyin mümkün olabileceği yeni bir macera sunuyordu.En: The cold of December, infused with fresh energy, heightened their excitement, offering a new adventure where anything seemed possible.Tr: Özellikle de bugün, Sevgililer Günü'ydü ve İstanbul'un en romantik simgelerinden biri olan Kız Kulesi'nde planlanmış bir gezi vardı.En: Especially today, as it was Valentine's Day, and a trip to one of İstanbul's most romantic landmarks, the Kız Kulesi, had been planned.Tr: Emir, bu tatil boyunca Yasemin'e olan duyduğu derin hisleri açıklamanın doğru anını arıyordu.En: Throughout this vacation, Emir was searching for the right moment to express the deep feelings he had for Yasemin.Tr: Her zaman Yasemin'le arkadaş olarak mutlu olduklarını düşünmüştü, ama zamanla duygularının bir arkadaşlıktan daha öteye geçtiğini fark etti.En: He had always thought they were happy as friends, but over time, he realized his feelings had gone beyond friendship.Tr: Ancak Yasemin, her zaman yeni maceralara odağını vermişti ve Emir, bu duygularını açığa vurarak değerli arkadaşlıklarını riske atmaktan korkuyordu.En: However, Yasemin always seemed focused on new adventures, and Emir was afraid to reveal his feelings and risk their valuable friendship.Tr: Zehra ise, arkadaşlarının birbirlerine olan ilgisini fark etmişti ve tatil boyunca ince planlar yapıyordu.En: As for Zehra, she had noticed the interest her friends had in each other and was quietly making plans throughout the vacation.Tr: Bugün Kız Kulesi'ne yapılacak geziyi, Emir için bir fırsat olarak görüyordu.En: She saw today's trip to Kız Kulesi as an opportunity for Emir.Tr: Gizlice Emir'i cesaretlendirerek, Yasemin ile baş başa kalabileceği bir an yaratmayı planlıyordu.En: She planned to secretly encourage Emir, creating a moment where he could be alone with Yasemin.Tr: Kız Kulesi, Boğaz'ın masalsı sularında, tarih kokan ihtişamıyla onları karşıladığında, Yasemin hayranlıkla etrafı izliyordu.En: When they arrived at the Kız Kulesi, meeting them with its historical grandeur amidst the fairy-tale waters of the Bosphorus, Yasemin watched in admiration.Tr: Soğuk kış rüzgarı biraz üşütse de, denizin ortasında yükselen bu tarihi kule, tüm harikasıyla Yasemin'in dikkatini çekmişti.En: Although the cold winter wind was a bit chilling, this historic tower rising in the middle of the sea captivated Yasemin's attention with all its marvel.Tr: Zehra, ince bir hareketle Emir'e yaklaştı ve ona anlayışlı bir bakış attı.En: Zehra approached Emir with a subtle gesture and gave him an understanding look.Tr: Emir, içinde açılan cesaret kapısını kullanarak Yasemin'i sessizce kuleye çıkarmaya ikna etti.En: Using the courage that had opened within him, Emir quietly persuaded Yasemin to accompany him to the top of the tower.Tr: İkilinin, Kule'nin tepesindeki balkonundan İstanbul'un ışıl ışıl manzarası karşısında durmasıyla, Emir'in içindeki heyecan dindirilmesi gereken bir fırtınaya dönüşmüştü.En: As the two stood on the balcony above, overlooking the sparkling view of İstanbul, the excitement within Emir transformed into a storm that needed to be calmed.Tr: Hafif bir titreme hissettiği anda, Emir konuşmaya başladı.En: Feeling a slight tremor, Emir began to speak.Tr: "Yasemin," dedi, sesi Boğaz'ın sonsuz yankısında kaybolmadı.En: "Yasemin," he said, his voice not lost in the endless echo of the Bosphorus.Tr: "Bu gezi...En: "This trip...Tr: Bu tatil... Sen benim için daha fazlasını ifade ediyorsun.En: This vacation... You mean so much more to me.Tr: Bunu bilmeni istedim.En: I wanted you to know that.Tr: Seni her zaman sevdim."En: I've always loved you."Tr: Yasemin, gözlerinde şaşkınlık ve tatlı bir hisle Emir'e baktı.En: Yasemin looked at Emir with surprise and a sweet emotion in her eyes.Tr: Emir'in itirafı, Kız Kulesi'nin o peri masalı gibi atmosferinde karşı konulmazdı.En: Emir's confession, in the fairy-tale-like atmosphere of the Kız Kulesi, was irresistible.Tr: "Emir," dedi nazikçe, "bunu hiç düşünmemiştim.En: "Emir," she said gently, "I never thought of it.Tr: Ama senin cesaretin ve dürüstlüğün, sanırım, denemeye değer."En: But your courage and honesty, I suppose, are worth trying."Tr: Emir o...
    Voir plus Voir moins
    17 min
  • Soaring Above Troubles: A Sibling's High-Flying Bond
    Feb 9 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Soaring Above Troubles: A Sibling's High-Flying Bond Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-09-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir sabahıydı.En: It was a cold winter morning.Tr: Gökyüzü gri, yerler beyazdı.En: The sky was gray, and the ground was white.Tr: Emre ve Leyla, ablaları ve amcalarıyla birlikte Kapadokya'daydılar.En: Emre and Leyla were in Kapadokya with their older sister and uncle.Tr: Her şey çok güzel görünüyordu ama Emre'nin içi pek rahat değildi.En: Everything looked beautiful, but Emre wasn't feeling at ease.Tr: Ailedeki gerginlik, karla kaplı bu büyülü manzarayı bile karartıyordu.En: The tension in the family cast a shadow on this magical snow-covered landscape.Tr: Emre, büyük kardeş olarak Leyla'yı korumak istiyordu.En: Emre wanted to protect Leyla as the big brother.Tr: Anne ve babalarının boşanması onları üzmüştü.En: Their parents' divorce had saddened them.Tr: Leyla'nın keyif almasını istiyordu ama bitmek bilmeyen aile tartışmaları, tatilin üzerine gölge düşürüyordu.En: He wanted Leyla to enjoy herself, but the endless family arguments were overshadowing the vacation.Tr: Emre, bir çıkış yolu arıyordu.En: Emre was searching for a way out.Tr: Kapadokya'nın en güzel taraflarından biri de sıcak hava balonlarıydı.En: One of the best aspects of Kapadokya was the hot air balloons.Tr: Emre kararını verdi.En: Emre made up his mind.Tr: Leyla’ya bir sürpriz yapacaktı.En: He would surprise Leyla.Tr: Otel lobisinde heyecanla beklediler.En: They waited excitedly in the hotel lobby.Tr: Gözleri parlayan Leyla, "Ne yapacağız, abi?" diye sordu.En: Leyla, with sparkling eyes, asked, "What will we do, brother?"Tr: Az sonra sıcak hava balonuna bindiler.En: Soon, they boarded a hot air balloon.Tr: Yavaşça yerden yükseldiler, aşağıdaki tuhaf kaya oluşumları ve beyaz örtülü vadiler gökyüzüne doğru yayıldı.En: Slowly, they rose from the ground, and the strange rock formations below and the white-covered valleys spread out toward the sky.Tr: Leyla büyülenmiş gibiydi.En: Leyla seemed enchanted.Tr: "Abi, buradan her şey ne kadar farklı görünüyor," dedi.En: "Brother, everything looks so different from here," she said.Tr: Gökyüzünde süzülürken Emre konuşmaya başladı.En: As they soared in the sky, Emre began to speak.Tr: "Leyla, her şeyin yoluna gireceğini umuyorum. Ama bazen yüküm fazla ağır geliyor."En: "Leyla, I hope everything will be okay. But sometimes the burden feels too heavy."Tr: Leyla, abisine dönüp, "Seninle her şey kolaylaşıyor. Birlikte halledeceğiz, değil mi?" dedi.En: Leyla turned to her brother and said, "Everything becomes easier with you. We'll handle it together, won't we?"Tr: O anda Emre, yalnız olmadığını anladı.En: At that moment, Emre realized he wasn't alone.Tr: Leyla da onun kadar güçlüydü.En: Leyla was as strong as he was.Tr: Yükü omuzlarında hafifledi.En: The load on his shoulders lightened.Tr: Yavaşça aşağı inerken, karar verdiler.En: As they slowly descended, they made a decision.Tr: Ailelerinin sorunları ne kadar büyük olsa da, birlikte göğüs gereceklerdi.En: No matter how big their family's problems were, they would face them together.Tr: Balon yere değdiğinde, Emre ve Leyla'nın yüzünde yeni bir umut vardı.En: When the balloon touched the ground, there was a new hope on Emre and Leyla's faces.Tr: Artık ailelerinin sorunlarına birlikte karşı koymaya hazırdılar.En: They were now ready to tackle their family's issues together.Tr: Kapadokya'nın beyaz manzarası, onlar için yepyeni bir başlangıca tanıklık etmişti.En: The white landscape of Kapadokya had witnessed a brand-new beginning for them. Vocabulary Words:tension: gerginlikdivorce: boşanmaarguments: tartışmalaraspect: tarafenchanted: büyülenmişburden: yüktackle: karşı koymaklandscape: manzaraprotect: korumakwitnessed: tanıklık etmekdescent: inişvalleys: vadilerformations: oluşumlargloom: karanlıkease: rahatcast: düşürmeksurprise: sürprizplotted: planlamakanxiously: endişeylesparkling: parlayansoar: süzülmekslowly: yavaşçadestination: varış yerihover: kalmakdesperately: çaresizceawestruck: hayrete düşmüşrelief: rahatlamastrength: güçtether: halatla sabitlemeksynchronicity: eşzamanlılık
    Voir plus Voir moins
    13 min
  • Blossoming Love: A Winter's Tale in İstanbul's Garden
    Feb 8 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Blossoming Love: A Winter's Tale in İstanbul's Garden Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-08-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un göbeğinde, Botanik Bahçesi'nin serin yollası, soğuk kış günlerinde bile huzur doluydu.En: In the heart of İstanbul, the cool path of the Botanik Bahçesi was full of tranquility even on cold winter days.Tr: Bahçe, seraların içerisine gizlenmiş, beyaz karların altında uyuyan bir yaşamla doluydu.En: The garden was filled with life hidden inside the greenhouses, sleeping under white snow.Tr: İşte bu sakinlikte, Kemal büyük planlarını gerçekleştirmeye çalışıyordu.En: It was in this calmness that Kemal was trying to realize his big plans.Tr: Kemal, nadir bulunan bir kış çiçeği yetiştirmeye karar vermişti.En: Kemal had decided to grow a rare winter flower.Tr: Tek amacı bu çiçeği Sevgililer Günü'nde düzenlenecek sergiyi kazanmak için sergilemekti.En: His sole purpose was to display this flower to win the exhibition that would be held on Valentine's Day.Tr: Ancak içten içe, bu başarıyla kalbini Elif'e açmak istiyordu.En: However, deep down, he wanted to open his heart to Elif with this success.Tr: Elif, el becerisiyle ün yapmış bir çiçek sanatçısıydı ve Kemal onu etkileyebilmek için her şeyi yapmaya hazırdı.En: Elif was a flower artist famous for her craftsmanship, and Kemal was ready to do anything to impress her.Tr: Bahçe günleri, bitkilerin gerekli besin ve suyu almasıyla geçerken, geceleri Kemal burada nöbet tutuyordu.En: While the garden days went by with the plants receiving the necessary nutrients and water, Kemal kept vigil there at night.Tr: Her gece, seranın sıcaklığını kontrol etti ve zararlı böcekler için doğal ilaçlar geliştirmeye çalıştı.En: Every night, he checked the temperature of the greenhouse and tried to develop natural remedies for harmful insects.Tr: Vakit daralıyor, kışın soğuk yüzü çiçeğini tehdit ediyordu.En: Time was running out, and the cold face of winter was threatening his flower.Tr: Zaman azalmıştı, ama Kemal pes etmedi.En: Time was dwindling, but Kemal did not give up.Tr: Sergi öncesi gece, birdenbire hava ani bir soğuk yaptı.En: On the night before the exhibition, suddenly the weather turned very cold.Tr: Dereceler hızla düştü.En: Temperatures dropped rapidly.Tr: Gece yarısı, seradaki termometre alarm veriyordu.En: At midnight, the thermometer in the greenhouse was sounding an alarm.Tr: Kemal paniğe kapılmadan hemen harekete geçti.En: Without panicking, Kemal immediately sprang into action.Tr: Eski battaniyeleri ve plastik örtüleri kullanarak serayı daha da sıcak tutmaya çalıştı.En: Using old blankets and plastic covers, he tried to keep the greenhouse even warmer.Tr: Gecenin ilerleyen saatlerinde, yorulmuş ama daha kararlıydı.En: As the night wore on, he grew tired but more determined.Tr: Sabah olduğunda, merak ve endişeyle seranın kapısını açtı.En: When morning came, he opened the door of the greenhouse with curiosity and concern.Tr: Çiçeği, hayatta kalmakla kalmamış, tüm görkemiyle açmıştı.En: His flower had not only survived but had blossomed in all its glory.Tr: Nadir kış çiçeği, bembeyaz yapraklarının arasında narin pembe iç kısımlarıyla parlıyordu.En: The rare winter flower shone with its delicate pink insides among its pure white petals.Tr: Sergi günü geldiğinde, bahçe insanlarla dolup taştı.En: On the day of the exhibition, the garden was filled with people.Tr: Elif, serada Kemal'in çiçeğini gördüğünde gözleri parladı.En: When Elif saw Kemal's flower in the greenhouse, her eyes sparkled.Tr: Yanına yaklaştı, nazikçe "Bu şaheser mi Senin?" diye sordu.En: She approached and gently asked, "Is this masterpiece yours?"Tr: Kemal utangaç bir gülümsemeyle "Evet" dedi.En: With a shy smile, Kemal replied, "Yes."Tr: O gün, çiçeğin eşsizliği sadece jürinin değil, Elif'in de dikkatinden kaçmadı.En: That day, the uniqueness of the flower caught not only the jury's attention but also Elif's.Tr: Beraber serayı gezdiler, bitkilerin güzellikleri üzerine uzun uzun sohbet ettiler.En: They toured the greenhouse together, engaging in long conversations about the beauty of the plants.Tr: Kemal, Elif'e olan duygularını sonunda ifade edebildi ve Elif de aynı sevgiyle karşılık verdi.En: Kemal was finally able to express his feelings to Elif, and she reciprocated with the same affection.Tr: Kemal, sadece serbest bir çiçeği değil, aynı zamanda kendi cesaretini de kazanmıştı.En: Kemal had gained not only a free flower but also his own courage.Tr: İstanbul Botanik Bahçesi'nde, soğuk bir kış günü, iki insan kalpleriyle ısındılar.En: On a cold winter day in İstanbul Botanik Bahçesi, two people warmed with their hearts.Tr: Ve o anın sıcaklığı, kış mevsimini ...
    Voir plus Voir moins
    15 min
  • Blossoms of Trust: Forging Friendship Amongst Petals
    Feb 8 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Blossoms of Trust: Forging Friendship Amongst Petals Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-08-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde, hafif bir kış sabahıydı.En: Nezahat Gökyiğit Botanical Garden, it was a mild winter morning.Tr: Geniş bahçenin yolları, eriyen karların arasından renkli çiçeklerle doluydu.En: The wide paths of the garden were filled with colorful flowers amidst the melting snow.Tr: İnişli çıkışlı patikalar, İstanbul'un karmaşasından uzak huzurlu bir kaçış hissi veriyordu.En: The winding paths provided a peaceful escape feeling far from the chaos of Istanbul.Tr: Emir dikkatle çiçeklere bakıyordu.En: Emir was carefully looking at the flowers.Tr: Her biri onun için özeldi.En: Each one was special to him.Tr: Leyla ise yanında enerjik bir şekilde not alıyordu.En: Leyla, on the other hand, was energetically taking notes beside him.Tr: Emir, bir proje üzerinde çalışıyordu.En: Emir was working on a project.Tr: İlkbaharın çiçeklerini kataloglamak önemliydi.En: Cataloging the spring flowers was important.Tr: Leyla da bu projeye dahil olmuştu.En: Leyla also got involved in this project.Tr: Bu, onun için kalıcı bir pozisyon kazanma şansıydı.En: It was her chance to secure a permanent position.Tr: Günün ilerleyen saatlerinde gökyüzü kararmaya başladı.En: As the day progressed, the sky began to darken.Tr: Zamanları sınırlıydı ve hava durumu güven vermiyordu.En: Their time was limited and the weather didn't seem reliable.Tr: Emir bu durumdan endişeliydi.En: Emir was worried about this situation.Tr: Leyla ise fazla iyimserdi ve bazen küçük ayrıntıları kaçırıyordu.En: Leyla, however, was overly optimistic and sometimes missed minor details.Tr: Bu da Emir’i sinirlendiriyordu.En: This annoyed Emir.Tr: "Leyla, daha dikkatli olmalısın," dedi Emir.En: "Leyla, you need to be more careful," said Emir.Tr: Leyla, Emir'in güvenini kazanmak istiyordu.En: Leyla wanted to gain Emir's trust.Tr: Bu yüzden çalışmasını üç defa kontrol etti.En: So, she checked her work three times.Tr: Emir ise Leyla'ya güvenmeye karar verdi ve ona projenin önemli bir kısmını teslim etti.En: Emir, however, decided to trust Leyla and handed her an important part of the project.Tr: Leyla, bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye kararlıydı.En: Leyla was determined to make the most of this opportunity.Tr: Bir akşamüstü, aniden soğuk bir hava dalgası geldi.En: One afternoon, a sudden cold wave arrived.Tr: Çiçekler tehlikedeydi.En: The flowers were in danger.Tr: İkili birlikte hızlı hareket etmek zorundaydı.En: The duo had to act quickly together.Tr: Emir'in bilgisi ve Leyla'nın pratik zekası birleşti.En: Emir's knowledge and Leyla's practical intelligence combined.Tr: Emir Leyla'ya, “Bu senin işin” diyerek cesaret verdi.En: Emir encouraged Leyla by saying, "This is your job."Tr: Leyla kararlıydı ve işini doğru yapmaya odaklandı.En: Leyla was determined and focused on doing her job correctly.Tr: İkili uyum içinde çalıştı ve projeyi zamanında tamamladı.En: The duo worked in harmony and completed the project on time.Tr: Başarıları tüm ekibin dikkatini çekti.En: Their success caught the attention of the entire team.Tr: Emir ve Leyla, emeklerinin karşılığını aldılar.En: Emir and Leyla received the recognition for their efforts.Tr: Emir, Leyla'nın yaratıcılığını ve coşkusunu takdir etmeyi öğrendi.En: Emir learned to appreciate Leyla's creativity and enthusiasm.Tr: Leyla ise bir işte dikkatli olmanın önemini anladı.En: Leyla understood the importance of being meticulous in a job.Tr: Bu deneyim onları birbirine yakınlaştırdı.En: This experience brought them closer together.Tr: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, sadece çiçeklerle değil, yeni bir dostlukla da renklendi.En: Nezahat Gökyiğit Botanical Garden was adorned not just with flowers but with a new friendship as well. Vocabulary Words:mild: hafifchaos: karmaşawinding: inişli çıkışlıcataloging: kataloglamakpermanent: kalıcıdarken: kararmakreliable: güvenilirworried: endişelioptimistic: iyimsermeticulous: dikkatliopportunity: fırsatsudden: anidenwave: dalgadanger: tehlikeencouraged: cesaret verdidetermined: kararlıharmony: uyumsuccess: başarırecognition: karşılıkappreciate: takdir etmekcreativity: yaratıcılıkenthusiasm: coşkuexperience: deneyimadorned: renklendisecure: güvenmeklimited: sınırlıpractical: pratikintelligence: zekafocused: odaklandıteam: ekip
    Voir plus Voir moins
    13 min
  • Love, Roars, and Prehistoric Magic: A Valentine’s Day Adventure
    Feb 7 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Love, Roars, and Prehistoric Magic: A Valentine’s Day Adventure Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-07-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir Şubat günüydü ve bütün şehir kar altındaydı.En: It was a cold February day in winter, and the entire city was under snow.Tr: Erdem, Sevgililer Günü'nde Yasemin için özel bir şey yapmak istiyordu.En: Erdem wanted to do something special for Yasemin on Valentine’s Day.Tr: Yasemin için doğal tarih müzesinde bir macera planladı.En: He planned an adventure for Yasemin at the natural history museum.Tr: İlginç bir define avıydı bu.En: It was an interesting treasure hunt.Tr: Erdem, Yasemin'in böyle şeyleri sevdiğini biliyordu.En: Erdem knew that Yasemin loved things like this.Tr: Müze, devasa iskeletleriyle kocaman salonlarda ziyaretçilerin meraklı bakışları arasında dolup taşıyordu.En: The museum was bustling with visitors wandering through the vast halls, gawking at the giant skeletons.Tr: Erdem ve Yasemin, kalabalığın arasından geçerek en dikkat çekici sergiye ulaştılar: Dinozorlar.En: Erdem and Yasemin made their way through the crowd to the most striking exhibit: the dinosaurs.Tr: İskeletler tavan kadar yükseliyordu.En: Skeletons rose up to the ceiling.Tr: Dev dinozor kafatasları, etrafa ilgiyle bakan çocuklar ve yetişkinlerin gözlerini büyülüyordu.En: Giant dinosaur skulls captivated the eyes of curious children and adults alike.Tr: "Erdem, bu dinozorlardan biriyle selfie çekmemiz lazım!" dedi Yasemin, keşfe merakla atıldı.En: "Erdem, we need to take a selfie with one of these dinosaurs!" said Yasemin, eagerly embarking on the exploration.Tr: Erdem, müzenin bir köşesine yaslanmış, geliştirdiği plana odaklanmıştı.En: Erdem leaned against a corner of the museum, focused on his plan.Tr: Bir düşündü, "Yasemin, hadi şu haritaya bakalım.En: He thought for a moment, "Yasemin, let’s take a look at this map.Tr: Av için ilk ipucu dinozor maketlerinin arasında." Yasemin heyecanla elinden haritayı aldı ve dinozorların arasında gezmeye başladı.En: The first clue for the hunt is among the dinosaur models." Yasemin took the map enthusiastically and began to wander among the dinosaurs.Tr: Her şey yolunda gidiyordu, ancak Yasemin bir heykelin yanında durduğunda yanlışlıkla bir düğmeye bastı.En: Everything was going smoothly, but when Yasemin stopped beside a statue, she accidentally pressed a button.Tr: Aniden büyük bir mekanik gürültü duyuldu.En: Suddenly, a loud mechanical noise was heard.Tr: Dinozorun kafası hareket etmeye başlamıştı.En: The dinosaur’s head had started to move.Tr: Yasemin ve Erdem şaşkınlık ve hafif bir panikle etrafına bakındılar.En: Yasemin and Erdem looked around in surprise and slight panic.Tr: Ardından üst kattaki bir başka dinozor kükremeye başladı.En: Then another dinosaur on the upper floor started roaring.Tr: Müze bir an için Jurassic Park'a dönüşmüştü.En: For a moment, the museum had turned into Jurassic Park.Tr: Gelen ziyaretçiler şaşkınlıkla dinozorları izlerken, güvenlik görevlileri kalabalık arasında devriyeye çıkmıştı.En: As visitors watched the dinosaurs in amazement, security guards began patrolling through the crowd.Tr: Erdem derin bir nefes aldı, "Tamam, Yasemin.En: Erdem took a deep breath, "Alright, Yasemin.Tr: Bu durumu avantaja çevireceğiz.En: We’ll turn this situation into an advantage.Tr: Herkes bu gösteriyi seviyor."En: Everyone loves this show."Tr: Yasemin ise kahkahalarla, "Buna bayılıyorum!En: Yasemin, laughing, said, "I love it!Tr: Hadi, gösteriyi biz yönlendirelim!" dedi.En: Let's steer the show!"Tr: İkisi, dinozorların arasında dans ederek, patlayan müzik ve dinozor sesleri eşliğinde adeta bir performans sergiliyorlardı.En: The two of them danced among the dinosaurs, performing to the sound of blasting music and dinosaur noises.Tr: Müze görevlileri nihayet geldiğinde, seyirci gülmekten kendilerini alamıyordu.En: When the museum staff finally arrived, the audience couldn’t stop laughing.Tr: Görevlilerden biri, "Bunu inanılmaz bulduk!En: One of the staff, smiling, said, "We found this incredible!Tr: Tekrar yapmak ister misiniz?" dedi gülümseyerek.En: Would you like to do it again?"Tr: Erdem ve Yasemin birbirlerine şaşkın ama mutlu baktılar.En: Erdem and Yasemin looked at each other, both surprised and happy.Tr: Görevliler onları kutladı ve gelecekteki ziyaretler için ücretsiz giriş teklif etti.En: The staff congratulated them and offered free entry for future visits.Tr: O gün, dinozorlar arasında geçen macera ikisi için unutulmaz olmuştu.En: That day, the adventure among the dinosaurs became unforgettable for the two of them.Tr: Erdem, spontane olmanın ne kadar eğlenceli olabileceğini öğrenmişti.En: Erdem learned how much fun being spontaneous ...
    Voir plus Voir moins
    16 min