Épisodes

  • Bridging the Past: Sibling Reunion Over Istanbul's Boğaz
    Feb 1 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Bridging the Past: Sibling Reunion Over Istanbul's Boğaz Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-01-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un soğuk bir kış günüydü.En: It was a cold winter day in İstanbul.Tr: Boğaz'ın kenarındaki şirin kafede dumanı tüten bir fincan çay, Selin ve Emir'i bekliyordu.En: In the cozy café by the Boğaz, a steaming cup of tea was waiting for Selin and Emir.Tr: Emir, yıllardır ayrı düştüğü ablası Selin ile buluşacaktı.En: Emir was going to meet his sister Selin, from whom he had been estranged for years.Tr: Aralarındaki mesafeye rağmen, içindeki umut ışığı hiç sönmemişti.En: Despite the distance between them, the light of hope within him had never faded.Tr: Selin ise kafeye girerken yüreğinde geçmişin yükünü taşıyordu.En: As for Selin, she entered the café carrying the burden of the past in her heart.Tr: Emir ve Selin. İki kardeş, farklı yollar.En: Emir and Selin. Two siblings, different paths.Tr: Ama şimdi ortak bir anı olan çocukluk evleri için bir araya gelmek zorundaydılar.En: But now they had to come together for a shared memory, their childhood home.Tr: Kafenin içi sıcacıktı.En: The inside of the café was warm.Tr: Dışarıda karlar yavaşça Boğaz'ın üzerinde tahterevalli oynuyordu.En: Outside, the snow was slowly playing seesaw over the Boğaz.Tr: Pencereden bakınca denizde süzülen vapurlar görülüyordu.En: Looking out the window, one could see the ferries gliding on the water.Tr: Emir, kalbinin atan sesini duymasın diye elindeki çaydan derin bir yudum aldı.En: Emir, to avoid hearing the sound of his own heartbeat, took a deep sip of the tea he held.Tr: Selin ise karşısındaki sandalyeye otururken içten bir tebessümle Emir'e baktı.En: Selin, on the other hand, sat on the chair across from him and looked at Emir with a sincere smile.Tr: Sıcacık bir koku burunlarına dolarken, Selin derin bir nefes aldı.En: As a warm aroma filled their noses, Selin took a deep breath.Tr: Konuşmaya başlamak için doğru anı bekler gibiydi.En: She seemed to be waiting for the right moment to start speaking.Tr: "Emir," dedi Selin, sesinde hem sertlik hem de kırılganlık vardı.En: "Emir," said Selin, her voice carrying both firmness and fragility.Tr: "Bu evi satmak istediğini duydum. Herkesin gözü bu evde."En: "I heard you want to sell the house. Everyone has their eyes on it."Tr: Emir, gözlerini pencereden ayırdı ve Selin'e döndü.En: Emir turned his gaze away from the window and looked at Selin.Tr: Yılların biriktiği sessizlik, bulunduğu ortamın sıcaklığında eriyip gitti.En: The silence that had accumulated over the years melted away in the warmth of the environment.Tr: "Selin, dinle," dedi sakin bir ses tonuyla, "Borçlarım çok. İstediğim yeni bir başlangıç.En: "Selin, listen," he said in a calm tone, "I have a lot of debts. I want a new beginning.Tr: Ama... başka çarem de yok gibi. Seni de anlaman için buraya çağırdım.En: But... it’s like I have no other choice. I called you here so you could understand.Tr: Ev bizim geçmişimiz ama geleceğim de bu paraya bağlı."En: The house is our past, but my future also depends on this money."Tr: Selin derin bir nefes aldı.En: Selin took a deep breath.Tr: Gözleri, Boğaz'ın yumuşak akıntısında, yıllarca sakladığı duyguların anlamını arıyormuş gibi dolandı.En: Her eyes wandered through the soft currents of the Boğaz, as if searching for the meaning of feelings she had hidden over the years.Tr: Hareket etmeden önce birkaç saniye sessiz kaldı, ardından:En: She remained silent for a few seconds before moving, and then:Tr: "Hatıralarımız... O salondaki kahkahalar, mutfaktaki yemek kokuları.En: "Our memories... The laughter in the living room, the smell of food from the kitchen.Tr: Başardıklarımız ve başarısızlıklarımız. Hepsi bu evde."En: Our successes and failures. All in this house."Tr: Kapalı alanın sıcaklığı, Emir ve Selin arasındaki buzları yavaşça eritti.En: The warmth of the enclosed space slowly melted the ice between Emir and Selin.Tr: Emir derin bir iç çekti. Doğru olanı söylemenin zamanı gelmişti.En: Emir sighed deeply. The time had come to tell the truth.Tr: "Gerçek şu ki..." dedi ve başını eğdi, "Maddi zorluklar yüzünden buradayım.En: "The truth is..." he said and lowered his head, "I am here because of financial difficulties.Tr: Başka çıkışım yok gibi."En: It feels like I have no other way out."Tr: Selin, kardeşinin bu itirafı karşısında donup kaldı.En: Selin froze at her brother's confession.Tr: Bir süre sonra, içindeki kor bir anda sönmüş gibi fısıldadı: "Emir, ben de seni anlamıyorum sanma.En: After a while, as if the ember within her extinguished suddenly, she whispered: "Emir, don't think I don't understand you.Tr: Ama yolu daha da zorlaştırmadan...
    Voir plus Voir moins
    18 min
  • Candlelight Surprises: A Shopping Adventure in İstanbul
    Jan 31 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Candlelight Surprises: A Shopping Adventure in İstanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-31-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'da kış günüydü.En: It was a winter day in İstanbul.Tr: Soğuk rüzgar, tarihi Büyük Çarşı'nın koridorlarından geçerken taze kahve kokusu havaya karışıyordu.En: The cold wind carried the scent of fresh coffee through the corridors of the historic Büyük Çarşı.Tr: Emir, yanında Selin ile birlikte bu tarihi mekana adım attı.En: Emir, together with Selin, stepped into this historic location.Tr: Hem heyecanlı hem de biraz ürkekti.En: He was both excited and a bit apprehensive.Tr: Kandil yaklaşıyordu ve Emir sevdiklerine anlamlı hediyeler almak istiyordu.En: The Kandil was approaching, and Emir wanted to buy meaningful gifts for his loved ones.Tr: Koridorlar dar ve kalabalıktı.En: The corridors were narrow and crowded.Tr: Çeşit çeşit dükkanlar, renkli tezgahlar, parlak takılar, el yapımı çantalar… Emir'in gözü bir o yana, bir bu yana kayıyordu.En: There were various shops, colorful stalls, shiny jewelry, and handmade bags... Emir's eyes darted here and there.Tr: Bu karmaşa içinde, Selin'in desteğine çok ihtiyacı vardı.En: In this chaos, he very much needed Selin's support.Tr: "Selin, nereden başlasam?"En: "Selin, where should I start?"Tr: dedi Emir, biraz çaresizce.En: Emir said, a bit helplessly.Tr: Selin düşündü.En: Selin thought for a moment.Tr: "Önce bir liste yapalım.En: "First, let's make a list.Tr: Kimi ne kadar sevindirmek istiyorsun, ona bakalım," dedi gülümseyerek.En: Let's see who you want to make happy and how much," she said, smiling.Tr: Listeleri hazırdı artık.En: The list was ready now.Tr: İlk durakları çini ve seramikler satan bir dükkan oldu.En: Their first stop was a shop selling tiles and ceramics.Tr: Emir, annesi için güzel bir kase seçti.En: Emir chose a beautiful bowl for his mother.Tr: Turistlerin ve yerel halkın uğrak noktası olan bu yerden çıktıklarında, daha pek çok hediye alması gerektiğini biliyordu.En: As they left this place, which was a popular spot for both tourists and locals, he knew he had many more gifts to buy.Tr: Bir süre sonra Emir ve Selin, Kerem'in tezgahına yaklaştı.En: After a while, Emir and Selin approached Kerem's stall.Tr: Kerem, tezgahının arkasından onları sıcak bir gülümsemeyle karşıladı.En: Kerem greeted them with a warm smile from behind his stall.Tr: "Buyurun gençler, gözleriniz ışıldıyor.En: "Welcome, young ones, your eyes are sparkling.Tr: Tezgahımdaki el emeği göz nuru ürünleri görmek ister misiniz?"En: Would you like to see the handmade products on my stall?"Tr: dedi neşeyle.En: he said cheerfully.Tr: Kerem'in standı göz kamaştırıcıydı.En: Kerem's stand was dazzling.Tr: Ebrulu bir kutu Emir'in dikkatini çekti.En: A marbled box caught Emir's attention.Tr: "Bu gerçekten güzel," dedi Emir.En: "This is really beautiful," Emir said.Tr: Ama fiyat etiketini görünce içi biraz burkuldu.En: But when he saw the price tag, his heart sank a bit.Tr: Bütçesini aşmak istemiyordu.En: He didn't want to exceed his budget.Tr: Selin, Kerem'e döndü.En: Selin turned to Kerem.Tr: "Bu kutu Kandil hediyesi olacak.En: "This box will be a Kandil gift.Tr: Belki biraz yardımcı olabilirsiniz, ne dersiniz?"En: Perhaps you could help us out a bit, what do you say?"Tr: diye nazikçe sordu.En: she asked politely.Tr: Kerem güldü.En: Kerem laughed.Tr: "Anladım, Kandil için özel.En: "I understand, it's special for Kandil.Tr: O zaman aramızda bir anlaşma yapabiliriz."En: We can make a deal between us then."Tr: Kerem, önerilen fiyatı biraz düşürdü, Selin de Emir'e göz kırptı.En: Kerem slightly lowered the suggested price, and Selin winked at Emir.Tr: Emir, Selin'e güvendiği için mutluydu.En: Emir was happy to trust Selin.Tr: Pazarlık sayesinde bütçelerini aşmadan hediye alabileceklerdi.En: Thanks to the negotiation, they would be able to buy the gift without exceeding their budget.Tr: Mutlu bir şekilde tezgahdan uzaklaşırlarken Emir, Selin'e döndü ve "Sen olmasan ne yapardım?"En: As they walked away from the stall happily, Emir turned to Selin and said, "What would I do without you?"Tr: dedi gülümseyerek.En: smiling.Tr: Alışveriş sona ermişti, hediyeler alınmış, bütçe korunmuştu.En: The shopping was over, the gifts were bought, and the budget was preserved.Tr: Kandil gecesi yaklaşırken, Emir bir şey daha öğrenmişti: Arkadaşlarının desteği ile zorlukların üstesinden gelebileceğini.En: As the night of Kandil approached, Emir learned something else: With the support of his friends, he could overcome difficulties.Tr: Böylece, Emir ve Selin, kalabalık çarşının içinden geçip eve dönmeye başladılar.En: Thus, Emir and Selin began to pass through the crowded çarşı and head home.Tr: ...
    Voir plus Voir moins
    16 min
  • Love's Pathway: An Istanbul Tale of Gifts and Understanding
    Jan 31 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Love's Pathway: An Istanbul Tale of Gifts and Understanding Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-31-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsiminin soğuk havası İstanbul'un tarihi dokusuna karıştığında, Emir, Kapalıçarşı'nın renkli koridorlarında hızla yürüyordu.En: When the cold weather of the winter season blended with the historical texture of İstanbul, Emir was walking quickly through the colorful corridors of the Kapalıçarşı.Tr: Her tezgâhta başka bir hikaye, başka bir sanat eseri vardı.En: Every stall held a different story, a different artwork.Tr: O gün çarşı her zamankinden daha da kalabalıktı.En: That day, the bazaar was even more crowded than usual.Tr: Sevgililer Günü yaklaşıyordu ve herkes sevdikleri için özel bir hediye peşindeydi.En: Valentine's Day was approaching, and everyone was in pursuit of a special gift for their loved ones.Tr: Emir düşündü.En: Emir thought.Tr: Leyla için çok özel bir hediye bulmak istiyordu.En: He wanted to find a very special gift for Leyla.Tr: Onun zevklerini, ilgilerini, onu mutlu edecek her şeyi hatırlamaya çalıştı.En: He tried to remember her tastes, interests, everything that made her happy.Tr: Kapalıçarşı'daki kalabalıkla dolu bu caddeler arasında kendisine hep güldüğünü hayal ettiği Leyla, aklından hiç çıkmıyordu.En: Amid the crowded streets of the Kapalıçarşı, he couldn't get Leyla, whom he always imagined laughing at him, out of his mind.Tr: Ama hangi hediye ona aşkını anlatabilirdi?En: But what gift could express his love to her?Tr: Düşüncelere dalmışken birden aklına geldi.En: While lost in thought, it suddenly came to him.Tr: Birkaç ay önce Leyla ile gezerken gördükleri o küçük dükkân.En: The small shop they had seen while wandering a few months ago with Leyla.Tr: El yapımı, ince işçilikle dolu eşyalar satan bir yerdi.En: It was a place selling handmade, finely crafted items.Tr: Leyla, vitrinde duran bir bileziği özel bir ilgiyle incelemişti.En: Leyla had examined a bracelet in the window with special interest.Tr: Evet, işte o bilezik Leyla için mükemmel bir hediye olabilirdi!En: Yes, that bracelet could be the perfect gift for Leyla!Tr: Zaman daralıyordu.En: Time was running out.Tr: Emir, anımsadığı bu küçük dükkânı bulmak için acele etti.En: Emir hurried to find this small shop he recalled.Tr: Kalabalıktan sıyrılıp dükkanı bulduğunda içeri girdi.En: When he broke away from the crowd and found the shop, he went inside.Tr: Ahşap raflarda sergilenen zarif ve el emeği eserler göz kamaştırıcıydı.En: The elegant and handcrafted artifacts displayed on the wooden shelves were dazzling.Tr: Tezgâhtar Emir'e yardım etmeye hazır bir şekilde bekliyordu.En: The shopkeeper stood ready to assist Emir.Tr: Emir büyük bir ümitle bilezikten bahsetti.En: With great hope, Emir mentioned the bracelet.Tr: Neyse ki, o bilezik hala satılmamıştı.En: Fortunately, the bracelet had not yet been sold.Tr: Tezgâhtar, bileziği dikkatlice Emir'e uzattı.En: The shopkeeper carefully handed the bracelet to Emir.Tr: Emir, bu küçük ama anlamlı şeye bakarken, Leyla'nın yüzünde belirecek o özel ifadeyi düşündü.En: As he looked at this small but meaningful item, he thought of the special expression that would appear on Leyla's face.Tr: İçindeki tereddüt kaybolmuş, yerini sıcacık bir his almıştı.En: His hesitation vanished, replaced by a warm feeling.Tr: Kapalıçarşı'nın kapanmasına dakikalar kala Emir, hediyesini büyük bir mutlulukla seçmişti.En: Just minutes before the Kapalıçarşı was to close, Emir had chosen his gift with great happiness.Tr: Emin adımlarla çarşıdan çıkarken, kalbinde Leyla'ya sunacağı hediyenin ve duygularının heyecanı vardı.En: As he stepped out of the bazaar with confident strides, there was excitement in his heart for the gift and the emotions he would present to Leyla.Tr: O akşam Leyla, onun için özel hazırladığı bir akşam yemeğinde, Emir'den böyle bir sürpriz beklemiyordu.En: That evening, during a special dinner she prepared for him, Leyla was not expecting such a surprise from Emir.Tr: Bileziği gördüğünde gözleri parladı.En: Her eyes sparkled when she saw the bracelet.Tr: Leyla bileziği sevgiyle takarken, Emir de ona gülümseyerek teşekkür etti.En: As Leyla lovingly wore the bracelet, Emir thanked her with a smile.Tr: Leyla ise diğer sürprizini ortaya çıkardı: Emir için kendi elleriyle yaptığı bir resim.En: Leyla, in turn, revealed her other surprise: a painting she made with her own hands for Emir.Tr: Emir, Leyla'nın ona olan duygularının bu kadar özel ve derin olduğunu görmekten mutluydu.En: Emir was happy to see that Leyla's feelings for him were so special and deep.Tr: İkisi de birbirlerine verebileceklerinin en özelini, yani sevgilerini ...
    Voir plus Voir moins
    16 min
  • Zeynep's Journey: Courage and Connection in a Snowstorm
    Jan 30 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Zeynep's Journey: Courage and Connection in a Snowstorm Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-30-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Ankara'nın eteklerinde, karla kaplı sessiz bir yatılı okul vardı.En: At the outskirts of Ankara, there was a quiet boarding school covered in snow.Tr: Saatin tik tak sesleri, kış tatilinin yaklaşmasıyla yavaşlıyordu.En: The ticking of the clock was slowing down with the approach of the winter break.Tr: Zeynep, pencereden dışarıya bakıyordu.En: Zeynep was looking out the window.Tr: Kalın kar taneleri, okulun avlusunu sessizce örtüyordu.En: Thick snowflakes were silently covering the school's courtyard.Tr: Memleketi için duyduğu özlem, her geçen gün daha da artmıştı.En: Her longing for her hometown was increasing with each passing day.Tr: Aylarca ailesinden uzaktaydı ve onları görmek istiyordu.En: She had been away from her family for months and wanted to see them.Tr: Zeynep, sınıfında en çalışkan öğrenci olarak biliniyordu.En: Zeynep was known as the most hardworking student in her class.Tr: Ancak, bazen kendi ihtiyaçlarını ihmal ederdi.En: However, sometimes she would neglect her own needs.Tr: Bugün, kantinde çay içerken Leyla yanına geldi.En: Today, while she was drinking tea in the canteen, Leyla came to her side.Tr: "Zeynep, hava durumu kötüleşiyor.En: "Zeynep, the weather is getting worse.Tr: Otobüslerin gecikme ihtimali var," dedi Kerem.En: There's a chance the buses might be delayed," said Kerem.Tr: "Belki biraz beklemelisin."En: "Maybe you should wait a little."Tr: Zeynep, derin bir nefes aldı.En: Zeynep took a deep breath.Tr: Gözlerini kapatıp düşündü.En: She closed her eyes and pondered.Tr: Ailesine kavuşma arzusuyla, bütün zorluklara göğüs germeye karar verdi.En: With the desire to reunite with her family, she decided to face all the difficulties.Tr: Emre, "Ben de seninle gelirim.En: Emre said, "I'll come with you.Tr: Yalnız olmanı istemem," dedi.En: I don't want you to be alone."Tr: Emre'nin bu teklifi Zeynep'i rahatlattı.En: Emre's offer comforted Zeynep.Tr: Ertesi sabah, Zeynep ve Emre otobüse binmek için terminale gittiler.En: The next morning, Zeynep and Emre went to the terminal to board the bus.Tr: Kar, ince ince yağmaya devam ediyordu.En: Snow was softly continuing to fall.Tr: Yolların durumu oldukça endişe vericiydi.En: The condition of the roads was quite concerning.Tr: Ancak Zeynep kararlılığını korudu.En: However, Zeynep maintained her determination.Tr: Otobüs yavaş yavaş ilerliyordu, kar fırtınası seviyesi yükselirken Zeynep kendini biraz tedirgin hissetti, ama yanında Emre vardı.En: The bus was advancing slowly, and as the level of the snowstorm increased, Zeynep felt a bit anxious, but Emre was by her side.Tr: Saatler süren zorlu yolculuktan sonra, otobüs nihayet Zeynep'in kasabasına ulaştı.En: After hours of a challenging journey, the bus finally reached Zeynep's town.Tr: Karşılamaya gelen ailesini gördüğünde, yüzü aydınlandı.En: When she saw her family who came to welcome her, her face lit up.Tr: Annesi onu sımsıkı kucaklayarak, "Hoş geldin, kızım," dedi.En: Her mother embraced her tightly, saying, "Welcome, my daughter."Tr: Zeynep, evlerine girerken, içi huzurla doldu.En: As Zeynep entered their home, she was filled with peace.Tr: Ailesinin sıcaklığı, bütün yorgunluğunu ve endişesini unutturmuştu.En: The warmth of her family made her forget all her fatigue and worries.Tr: Bu yolculuk, ona karar verme konusunda güven kazandırmıştı.En: This journey gave her confidence in making decisions.Tr: Artık kendi ihtiyaçlarını göz ardı etmeden, başkalarına da yardım edebileceğini biliyordu.En: She now knew she could help others without neglecting her own needs.Tr: Kış, dışarıda sertliğini koruyordu.En: Outside, winter maintained its harshness.Tr: Ancak Zeynep’in kalbindeki sevgi ve sıcaklık, onu ısıtıyordu.En: However, the love and warmth in Zeynep’s heart were keeping her warm.Tr: Ailesiyle geçireceği vakit, onun için en değerli hediye olmuştu.En: The time she would spend with her family had become the most precious gift for her. Vocabulary Words:outskirts: eteklerboarding school: yatılı okulcourtyard: avlulonging: özlemneglect: ihmal etmekcanteen: kantinpondered: düşündüdesire: arzuembraced: kucakladıfatigue: yorgunlukconfidence: güvenneglecting: göz ardı etmekrear: arkaadvance: ilerlemekanxious: tedirginwelcome: hoş geldinharshness: sertlikprecious: değerliconcerned: endişe vericisnowflake: kar tanesitick: tik tak sesiembrace: kucaklamakterminal: terminalreunite: kavuşmakcomforted: rahatlattıdetermination: kararlılıkchallenging: zorlulit up: aydınlandıwarmth: sıcaklıkgift: hediye
    Voir plus Voir moins
    14 min
  • Epiphany Over Snow-Capped Fairy Chimneys of Kapadokya
    Jan 30 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Epiphany Over Snow-Capped Fairy Chimneys of Kapadokya Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-30-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kışın derin sessizliği, Kapadokya’nın görkemli vadileri üzerine usulca çökmüştü.En: The deep silence of winter had gently settled over the magnificent valleys of Kapadokya.Tr: Bembeyaz karla kaplı peri bacaları, gökyüzüne doğru uzanan masalsı kuleler gibi gözüküyordu.En: The fairy chimneys covered in pure white snow looked like mythical towers reaching for the sky.Tr: Bu büyüleyici manzara içinde Emre, Selin ve Mert, sıcak kahveleriyle pencere kenarına oturmuş, dışarıda yağan karı izliyorlardı.En: In this enchanting scenery, Emre, Selin, and Mert sat by the window with their hot coffees, watching the snow falling outside.Tr: Emre, lise öğrencisiydi ve okuldaki öğretmenleri ona geleceği hakkında kararlar vermesi için sürekli baskı yapıyordu.En: Emre was a high school student, and his teachers were constantly pressuring him to make decisions about his future.Tr: Ancak, hangi yolu seçeceğini bilmekte zorlanıyordu.En: However, he was struggling to figure out which path to choose.Tr: Selin, ablası olarak ona her zaman destek oluyordu.En: Selin, his older sister, always supported him.Tr: Emre’nin hissettiği baskıyı ve karışıklığı anlayabiliyordu çünkü kendi üniversite yılları da bu tür zorluklarla doluydu.En: She could understand the pressure and confusion Emre felt because her own university years were also filled with such challenges.Tr: Mert ise Kapadokya’da yaşayan kuzenleriydi.En: Mert, on the other hand, was their cousin living in Kapadokya.Tr: Her ne kadar yerel hayatın şehirdeki koşuşturmacasından uzak olduğunu bilse de, özgürlüğün ve doğanın içinde bulunmanın keyfine varıyordu.En: Although he knew that local life was far removed from the hustle and bustle of the city, he enjoyed the pleasure of freedom and being in nature.Tr: Mert, Emre ve Selin’i ise her fırsatta dışarı çıkmaya, Kapadokya’nın eşsiz doğasını keşfetmeye teşvik ederdi.En: Mert always encouraged Emre and Selin to go outside and explore the unique nature of Kapadokya at every opportunity.Tr: Emre bugün bir değişiklik yaparak zihnini temizlemek istedi.En: Today, Emre wanted to make a change and clear his mind.Tr: Mert ve Selin’le birlikte bir sıcak hava balonuna binmeye karar verdiler.En: He decided to take a hot air balloon ride with Mert and Selin.Tr: Karla kaplı peri bacalarının üzerinden süzülmek, Emre için heyecan vericiydi ama aynı zamanda içindeki karmaşayı da artırıyordu.En: Gliding over the snow-covered fairy chimneys was exciting for Emre, but it also increased the turmoil inside him.Tr: Yükseldikçe, manzara tüm güzelliğiyle gökyüzünde bir resim gibi belirdi.En: As they rose higher, the landscape appeared like a painting in the sky in all its beauty.Tr: O an, Emre bir aydınlanma yaşadı.En: In that moment, Emre had an epiphany.Tr: Güzellikleri yukarıdan izlerken, kariyer seçimlerinin tek bir doğru yol olmadığını fark etti.En: Watching the beauties from above, he realized that there wasn't just one correct path in career choices.Tr: Mert’in doğaya duyduğu sevgi ve özgürlük, Selin’in azmi ve ona duyduğu inanç, Emre’ye ilham verdi.En: Mert's love for nature and freedom, and Selin's determination and belief in him inspired Emre.Tr: Kendi tutkularının peşinden gitmenin yollarını aramaya karar verdi.En: He decided to search for ways to pursue his own passions.Tr: Hayatta sadece akademik başarı değil, gerçek ilgi ve merakla yapılan çabaların daha önemli olduğunu anladı.En: He understood that in life, efforts driven by genuine interest and curiosity are more important than just academic success.Tr: Balondan indikten sonra Emre duygularını Selin ile paylaşmaya karar verdi.En: After getting off the balloon, Emre decided to share his feelings with Selin.Tr: “Ablacım, sanırım kararıma vardım,” dedi heyecanla.En: "Big sister, I think I've made my decision," he said excitedly.Tr: Selin gülümsedi, “Nedir kararın küçük kardeşim?”En: Selin smiled, "What is your decision, little brother?"Tr: “Kendi ilgi alanlarımı takip edeceğim, gerçekten yapmak istediğim şeyi bulacağım,” diye yanıtladı Emre.En: "Emre" replied, "I will follow my own interests and find what I truly want to do."Tr: Selin, kardeşine sımsıkı sarıldı.En: Selin hugged her brother tightly.Tr: “Seninle gurur duyuyorum,” dedi.En: "I'm proud of you," she said.Tr: Emre’nin bu yeni kararı, onun gelecekteki yolunu aydınlatacaktı.En: This new decision by Emre would illuminate his future path.Tr: Kapadokya’nın kış manzarası altında, Emre hem kendini hem de hayat yolunu keşfetmeye daha hazırdı.En: Under the winter scenery of Kapadokya, Emre was more ready ...
    Voir plus Voir moins
    16 min
  • Love and Freedom Soar Over Kapadokya's Winter Skies
    Jan 29 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Love and Freedom Soar Over Kapadokya's Winter Skies Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-29-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kış sabahı, Kapadokya'nın üzerinde inci gibi parlayan kar taneleri, masalsı bir güzellik yaratıyordu.En: On a winter morning, the snowflakes sparkling like pearls over Kapadokya created a fairytale-like beauty.Tr: Mehmet, her zamanki gibi sabah erkenden uyanmış, sıcak bir fincan çayını yudumlayarak gökyüzündeki balonları izlemeye koyulmuştu.En: Mehmet woke up early as usual and, sipping his hot cup of tea, began to watch the balloons in the sky.Tr: Balon pilotu olarak çalışmaya başladığı bu yeni şehirde, hayatın karmaşasından uzakta huzuru bulmuştu.En: In this new city where he started working as a balloon pilot, he had found peace far from the chaos of life.Tr: Gökyüzü onun sığınağıydı.En: The sky was his sanctuary.Tr: O gün, Kapadokya'daki sıcak hava balonu festivalinin ilk günüydü.En: That day was the first day of the hot air balloon festival in Kapadokya.Tr: Mehmet, en büyük balonunu hazırlarken heyecanlıydı.En: Mehmet was excited as he prepared his biggest balloon.Tr: Yüzlerce insan, bu etkileyici manzarayı izlemek için gelmişti.En: Hundreds of people had come to witness this impressive view.Tr: Aralarından biri, Zeynep, heyecanı yüzünden okunan bir gazeteciydi.En: Among them was Zeynep, a journalist whose excitement was visible on her face.Tr: Yeni Yıl kutlamaları için Kapadokya'dan haber yapmaya gelmiş ve halkın günlük yaşamını keşfetmek istiyordu.En: She had come to Kapadokya to report on the New Year celebrations and wanted to explore the daily lives of the people.Tr: Zeynep, kalabalığın arasında Ayşe'nin atölyesine uğramış, el yapımı çömlekleri inceliyordu.En: Zeynep, amidst the crowd, stopped by Ayşe's studio and was examining the handmade pottery.Tr: Ayşe, Zeynep'e Mehmet'ten bahsetti.En: Ayşe told Zeynep about Mehmet.Tr: "Gökyüzünde yolculuk yapmak ister misin?" diye sordu Ayşe, gözlerinde muzip bir gülümsemeyle.En: "Would you like to take a journey in the sky?" she asked, with a mischievous smile in her eyes.Tr: Zeynep, başta çekimser olsa da merakına yenik düştü ve kabul etti.En: Though Zeynep was hesitant at first, her curiosity got the better of her, and she agreed.Tr: Mehmet ve Zeynep, balonun yanına geldiklerinde güneş yavaş yavaş doğuyordu.En: When Mehmet and Zeynep arrived at the balloon, the sun was slowly rising.Tr: Mehmet'in işaret etmesiyle balon havalanmaya başladı.En: At Mehmet's signal, the balloon began to ascend.Tr: Havada asılı kalmış gibiydiler, büyüleyici manzara gözlerinin önünde adeta bir tablo gibi seriliyordu.En: It was as if they were suspended in the air, with the enchanting scenery laid out before their eyes like a painting.Tr: Rüzgarın hafif dokunuşuyla Zeynep, yaşamın hızını unutarak bu muhteşem anın tadını çıkardı.En: With the gentle touch of the wind, Zeynep forgot the rush of life and savored this magnificent moment.Tr: Balonun tepesinde, Mehmet sessizliğini bozdu.En: At the top of the balloon, Mehmet broke the silence.Tr: "Şehri terk ettim," dedi.En: "I left the city," he said.Tr: "Burası benim yeni evim. Gökyüzü, özgürlük ve huzur demek."En: "This is my new home. The sky means freedom and peace."Tr: Zeynep, kalemini ve defterini bir kenara bıraktı.En: Zeynep set aside her pen and notebook.Tr: Mehmet'in sözleri, kalbinin derinliklerine dokunmuştu.En: Mehmet's words touched the depths of her heart.Tr: Bugüne dek peşinden koştuğu hikaye, belki de aradığı cevaplardan ötesiydi.En: The story she had been chasing all along was perhaps beyond the answers she was seeking.Tr: O an, Zeynep de duygularını paylaştı.En: At that moment, Zeynep shared her feelings too.Tr: "Ben de aslında bir hikaye bulmak için geldim. Ama gördüğüm şeylerden daha derin anlamlar var burada." dedi.En: "I actually came looking for a story. But there are deeper meanings than what I saw here," she said.Tr: İkisi de birbirlerini anladıklarını ve aynı duyguları paylaştıklarını fark ettiler.En: They both realized they understood each other and shared the same emotions.Tr: Gökyüzü, sadece bir sahne değil, hayatlarının yeniden şekillendiği yer oldu.En: The sky was not just a stage, but a place where their lives were being reshaped.Tr: Festival bittiğinde, Zeynep kararını vermişti.En: When the festival ended, Zeynep had made her decision.Tr: Kapadokya'da biraz daha kalacak, gördüklerini duygularıyla harmanlayarak yeni bir yazı yazacaktı.En: She would stay in Kapadokya a little longer and write a new piece by blending what she had seen with her emotions.Tr: Mehmet içinse yeni motivasyon belliydi; sadece gökyüzünü değil, hayatını da Zeynep ile paylaşmak.En: For Mehmet, his new motivation was clear; ...
    Voir plus Voir moins
    17 min
  • Embracing Roots: A City's Journey to Village Traditions
    Jan 29 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Embracing Roots: A City's Journey to Village Traditions Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-29-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Emir ve Aslı, Kaz Dağları'nın yamaçlarına kurulu küçük köylerine doğru yavaşça ilerliyorlardı.En: Emir and Aslı were slowly making their way towards their small village set on the slopes of Kaz Dağları.Tr: Kışın soğuk havası etraflarında dolanırken, Aslı'nın gözleri köyün tanıdık manzarasına neşeyle bakıyordu.En: As the cold winter air swirled around them, Aslı's eyes looked joyfully at the familiar scenery of the village.Tr: Emir ise yanındaki taş duvarlı evlere, teraslanmış zeytinliklere alışmaya çalışıyordu.En: Emir, on the other hand, was trying to get used to the stone-wall houses and terraced olive groves beside him.Tr: O, şehir hayatına alışmıştı, fakat Aslı bu köyde büyümüştü.En: He was accustomed to city life, but Aslı had grown up in this village.Tr: Onların ortak amacı, büyükannelerine zeytin hasadında yardımcı olmaktı.En: Their mutual goal was to help their grandmother with the olive harvest.Tr: Köye vardıklarında büyükanneleri onları sıcak bir gülümsemeyle karşıladı.En: When they arrived in the village, their grandmother greeted them with a warm smile.Tr: "Hoş geldiniz evlatlarım," dedi, yaşlı elleriyle Emir'in omzunu okşayarak.En: "Welcome, my children," she said, patting Emir's shoulder with her old hands.Tr: Emir, büyükannesinin anlattığı hikayeleri pek hatırlamıyordu ama Aslı bu hikayelerle büyümüştü.En: Emir barely remembered the stories his grandmother told, but Aslı had grown up with those stories.Tr: Küçük mutfakta masaya oturdular, zeytinyağlı yemekler onları bekliyordu.En: They sat at the table in the small kitchen, with olive oil dishes waiting for them.Tr: Yemekte Aslı, Emir'e büyükannelerinin eski günlerde nasıl zeytin topladığını anlattı.En: During the meal, Aslı told Emir about how their grandmother used to pick olives in the old days.Tr: Ertesi gün, soğuk havaya aldırmadan zeytinliklere indiler.En: The next day, despite the cold, they headed down to the olive groves.Tr: Emir, ellerinin soğuktan uyuşmasına aldırmadan çalıştı.En: Emir worked on, ignoring how the cold made his hands numb.Tr: Fakat bir yandan, bu eski usul işler ona anlamsız geliyordu.En: However, at the same time, these old-fashioned tasks seemed meaningless to him.Tr: Aslı sabırla Emir'e zeytin ağacının altında uyumanın, toprakla iç içe olmanın tadını çıkarmasını anlattı.En: Aslı patiently explained to Emir how to enjoy sleeping under an olive tree and being in touch with the earth.Tr: Emir, kuzeninin sabırlı tutumuna bir türlü anlam veremiyordu.En: Emir couldn’t quite understand his cousin's patient attitude.Tr: Hasatın ortasında, büyük anneleri Emir'e eski bir zeytinyağı sıkma geleneğini anlattı.En: In the middle of the harvest, their grandmother told Emir about an old olive oil pressing tradition.Tr: O gün, köylülerle birlikte zeytinlerin tahtadan yapılan eski bir presle sıkılmasına yardım etti.En: That day, he helped with pressing the olives with the villagers using an old wooden press.Tr: O an Emir, bu ritüelin sadece zeytin sıkmak değil, geçmişle bağ kurmak olduğunu fark etti.En: At that moment, Emir realized that this ritual was not just about pressing olives, but about connecting with the past.Tr: Seslerin, kokuların ve ellerindeki çalışmanın, onları büyükannelerinin geçmişine bağladığını anlamaya başladı.En: He began to understand that the sounds, smells, and the work of their hands connected them to their grandmother's past.Tr: Bu deneyim, Emir'in bakış açısını değiştirdi.En: This experience changed Emir's perspective.Tr: Aslı'nın ona gösterdiği şeyin, sadece bir kültür değil, bir yaşam biçimi olduğunu kavradı.En: He realized that what Aslı was showing him was not just a culture, but a way of life.Tr: Zeytin sıkma töreni sırasında, eski geleneklerin dayanışma ve sabrın kutlanması olduğunu hissetti.En: During the olive pressing ceremony, he felt that the old traditions were a celebration of solidarity and patience.Tr: Kalbi bu anlayışla doldu, köklerine karşı yeni bir saygı duymaya başladı.En: His heart filled with this understanding, and he began to feel a new respect for his roots.Tr: Emir, artık köye daha sık gelmeye karar verdi.En: Emir decided to come to the village more often.Tr: Büyükannelerinin ve Aslı'nın öğrettikleri şeyleri şehirdeki hayatına da dahil etmek istedi.En: He wanted to incorporate what his grandmother and Aslı had taught him into his life in the city.Tr: Aslı ise Emir'in bu değişiminden memnundu ve umutluydu.En: Aslı was pleased and hopeful about Emir's transformation.Tr: Onların hikayeleri, gelenekleri ve kültürel ...
    Voir plus Voir moins
    15 min
  • Finding Paths and Family Values in a Snowy Season
    Jan 28 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Finding Paths and Family Values in a Snowy Season Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-28-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Büyük bir aile evinin penceresinden dışarıya bakarken Selen, beyaz kar tanelerinin usulca yere düşüşünü izliyordu.En: As Selen was looking out from the window of the big family house, she watched the white snowflakes gently falling to the ground.Tr: Emir ise ablasının yanına gelerek heyecanla, "Selen, hadi bahçeye çıkalım.En: Emir, on the other hand, approached his sister excitedly and said, "Selen, let's go out to the garden.Tr: Dede bize eski zamanlardan hikayeler anlatacağını söyledi!" dedi.En: Grandpa said he would tell us stories from the old days!"Tr: Selen iç çekerek başını salladı.En: Selen nodded while sighing.Tr: "Tamam, ama önce biraz düşünmem gerek," dedi.En: "Alright, but I need to think a bit first," she said.Tr: Üniversite'deki dersleri ve geleceği konusunda kafası karışıktı.En: She was confused about her university courses and her future.Tr: Hedeflerini bir türlü belirleyemiyordu.En: She couldn't quite determine her goals.Tr: Evdeki sıcak hava ve dedesinin anlattığı anılar, biraz olsun onun zihnini ferahlatabilirdi belki.En: The warm atmosphere at home and her grandfather's memories might somewhat clear her mind.Tr: Emir, mutfaktan gelen tarçın kokusunu içine çekerek, ablasını elinden tuttu ve salona götürdü.En: Emir, inhaling the cinnamon scent coming from the kitchen, took his sister by the hand and led her to the living room.Tr: Dedeleri, eski bir koltukta oturuyordu.En: Their grandfather was sitting in an old armchair.Tr: Yanında ise hayat dolu bir resim albümü vardı.En: Next to him was a lively photo album.Tr: "Gel bak," dedi dede, "bunlar bizim gençlik yıllarımız."En: "Come see," said grandpa, "these are our youth years."Tr: Selen dikkatlice albümü açtı ve sayfaları çevirirken eski fotoğraflara dalıp gitti.En: Selen carefully opened the album and as she turned the pages, she got lost in the old photographs.Tr: Orada, dedesinin ve ninesinin düğün fotoğrafı, çocuklukları, zorlu anlar ama aynı zamanda çok neşeli kutlamalar vardı.En: There was her grandfather's and grandmother's wedding photo, their childhoods, challenging moments but also very joyful celebrations.Tr: Fotoğraflar zamanın hep ileriye aktığını ama bazı değerlerin asla değişmediğini anlatıyordu.En: The photographs conveyed that time always moves forward but some values never change.Tr: Bir süre sonra, dedesi bir hikaye anlatmaya başladı.En: After a while, her grandfather began to tell a story.Tr: Kendi gençlik yıllarında yaşadığı zorluklar ve sonunda nasıl kendi yolunu bulduğu üzerine bir hikaye.En: It was about the difficulties he experienced in his youth and how he eventually found his own path.Tr: "Kendi yolunu seçmek zordur," dedi dedesi, "ama kendi değerlerini bilmek işini kolaylaştırır."En: "Choosing your own path is hard," grandpa said, "but knowing your own values makes it easier."Tr: Selen derin bir nefes alırken, artık dedesinin sözleri onun için daha anlamlı gelmeye başlamıştı.En: As Selen took a deep breath, her grandfather's words began to make more sense to her.Tr: Hayatta ne yapmak istediğini tam olarak bilmeyebilirdi ama en azından hangi değerlere önem verdiğini anlamıştı.En: She might not know exactly what she wanted to do in life, but at least she understood which values mattered to her.Tr: Albümdeki her fotoğraf o değerlerin bir yansımasıydı.En: Every photo in the album was a reflection of those values.Tr: Çıkarken, soğuk hava yüzlerine vurduğunda Selen yeniden düşündü.En: As they went outside, and the cold air hit their faces, Selen thought again.Tr: İçindeki o duygular ağırlık olmaktan çıkmış, hafiflemişti.En: The feelings inside her were no longer a burden; they had become lighter.Tr: "Emir," dedi gülümserek, "haklısın, geçmişe bakmak geleceğimizi anlamamıza yardımcı olabilir."En: "Emir," she said with a smile, "you're right, looking into the past can help us understand our future."Tr: Küçük kardeşi, ablasının sözlerinde bir güzellik buldu.En: Her little brother found a beauty in his sister's words.Tr: "Biliyor musun, Selen?En: "You know what, Selen?Tr: Senin hikayen de bir gün albüme dahil olacak," diye cevap verdi sevinçle.En: One day your story will be part of the album too," he replied joyfully.Tr: Selen, bu sözü düşündü ve içini bir sıcaklık kapladı.En: Selen pondered this remark and felt a warmth within her.Tr: Her şey daha net ve umut doluydu şimdi.En: Everything was clearer and filled with hope now.Tr: Büyük evin ağır kapısını kapatırken, kendi hikayesini oluşturup annesinin ve babasının izinden giderek, ama her zaman kendine özgü bir şekilde, devam etmeye karar verdi.En: As she closed ...
    Voir plus Voir moins
    15 min