Épisodes

  • Ege's Aquatic Adventure: Discovering Confidence in Curiosity
    Feb 27 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Ege's Aquatic Adventure: Discovering Confidence in Curiosity Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-27-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul Akvaryumu’nda yoğun bir gün.En: It was a busy day at the İstanbul Akvaryumu.Tr: İçerideki koridorlar kalabalık, ışıklar hafif loş ve her bir akvaryumun ötesinde rengârenk deniz canlıları.En: The corridors inside were crowded, the lights slightly dim, and beyond each aquarium were colorful sea creatures.Tr: Ege, Merve ve Cem’le birlikte okul gezisine katıldı.En: Ege joined the school trip with Merve and Cem.Tr: Ege, deniz yaşamına hayran.En: Ege is fascinated by marine life.Tr: Gelecekte deniz biyoloğu olmayı düşlüyor.En: He dreams of becoming a marine biologist in the future.Tr: Ege'nin kalbi biraz daha hızlı atıyor.En: Ege's heart was beating a little faster.Tr: "Bu tanktaki balıklar çok ilginç!" diye düşündü.En: "The fish in this tank are so interesting!" he thought.Tr: Merve enerjik ve hep merakla etrafta koşturuyor.En: Merve was energetic and always running around with curiosity.Tr: “Ege, hadi anlatsana bu balıklar hakkında!” diye ısrar etti Merve.En: “Ege, come on, tell us about these fish!” she insisted.Tr: Ege, Merve'ye gülümseyip kendini topladı.En: Ege smiled at Merve and gathered himself.Tr: "Peki" dedi.En: "Okay," he said.Tr: Cem hemen araya girip esprili bir şekilde, “Ama yanlış şeyler söylerse gülmek yok!” dedi.En: Cem immediately jumped in playfully, “But if he says something wrong, no laughing!”Tr: Herkes gülümsedi.En: Everyone smiled.Tr: Cem’in esprileri, her zamanki gibi gerginliği hafifletiyordu.En: Cem's jokes, as always, eased the tension.Tr: Ege derin bir nefes aldı.En: Ege took a deep breath.Tr: “Bu tanktaki büyük balık balina köpekbalığı.En: “The big fish in this tank is a whale shark.Tr: Dünyanın en büyük balık türüdür,” dedi cesurca.En: It is the largest fish species in the world,” he said boldly.Tr: O sırada öğretmen yanlarına geldi.En: At that moment, the teacher came over.Tr: “Ege, çok güzel anlatıyorsun.En: “Ege, you’re explaining very well.Tr: Peki, bu balina köpekbalığı kaç dişi var, biliyor musun?”En: So, do you know how many teeth this whale shark has?”Tr: Ege, kendini bir anda sınanmış hissetti.En: Ege suddenly felt tested.Tr: Kalbi gümbür gümbür atıyordu ama bilgi de, heyecan da aynı anda içindeki cesareti ateşleyen bir kıvılcım gibiydi.En: His heart was pounding, but the spark of both knowledge and excitement ignited his courage.Tr: Derin bir nefes aldı ve bilgilerini hatırladı.En: He took a deep breath and recalled his information.Tr: “Balina köpekbalığının yaklaşık üç bin dişi var ama dişleri çok küçüktür!” dedi.En: “The whale shark has about three thousand teeth, but they are very small!” he said.Tr: Etrafındakiler şaşırdı.En: Those around him were amazed.Tr: Merve ve Cem ona hayranlık dolu gözlerle bakıyordu.En: Merve and Cem looked at him with admiration.Tr: Öğretmen de gülümsedi.En: The teacher smiled as well.Tr: “Harikasın Ege!En: “You’re great, Ege!Tr: Deniz yaşamına olan ilgini bariz bir şekilde göstermişsin!” dedi.En: You’ve clearly shown your interest in marine life!” she said.Tr: Ege'nin içi artık çok daha rahattı.En: Ege felt much more at ease now.Tr: Arkadaşları ve öğretmenlerinden aldığı destekle özgüveni artmıştı.En: With the support from his friends and teacher, his confidence had increased.Tr: Evet, gölgelerde kalmayı bırakıp, parlak ışıklar altında parlamak güzeldi.En: Yes, it was nice to stop staying in the shadows and shine under the bright lights.Tr: Artık, deniz yaşamı bilgisiyle arkadaşlarına ve sınıfına katkıda bulunabileceğini biliyordu.En: Now he knew he could contribute to his friends and class with his knowledge of marine life.Tr: Kendi sesine ve tutkusuna güveniyor; hayallerine daha bir emin adımlarla yaklaşıyordu.En: He trusted his voice and passion, stepping more confidently towards his dreams. Vocabulary Words:aquarium: akvaryummarine biologist: deniz biyoloğucorridors: koridorlardim: loşcreatures: canlılarfascinated: hayranenergetic: enerjikcuriosity: merakinsisted: ısrar ettiplayfully: esprilieased: hafiflettitension: gerginlikboldly: cesurcaadmiration: hayranlıksparks: kıvılcımlarignite: ateşlemeksupport: destekconfidence: özgüvencontribute: katkıda bulunmaktrust: güvenmekpassion: tutkutested: sınanmışpounding: gümbür gümbürcrowded: kalabalıkslightly: hafifgathered: topladıimmediately: hemenamazes: şaşırmakshown: göstermişshadows: gölgeler
    Voir plus Voir moins
    14 min
  • A Cup of Kindness: Brewing Warmth in a Winter Wonderland
    Feb 26 2026
    Fluent Fiction - Turkish: A Cup of Kindness: Brewing Warmth in a Winter Wonderland Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-26-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Emir, kahve kavurma atölyesinde çalışıyordu.En: Emir, coffee roasting atölyesi was working at the workshop.Tr: Atölye, sıcak ve davetkâr bir ortam sunuyordu.En: The workshop offered a warm and inviting environment.Tr: Kavrulan kahve çekirdeklerinin aroması her yeri sarıyordu.En: The aroma of the roasting coffee beans filled everywhere.Tr: Pencerelerden dışarı baktığında soğuk kış gününde karla kaplı sokakları görebiliyordu.En: When he looked out the windows, he could see the snow-covered streets on a cold winter day.Tr: O gün, Emir müşterilere kahve hazırlarken içeri Selin girdi.En: That day, while Emir was preparing coffee for customers, Selin entered.Tr: Selin hasta görünüyordu ve biraz endişeliydi.En: Selin looked sick and was a bit anxious.Tr: Yakındaki üniversitede öğrenciydi ve anlaşılan hastaydı.En: She was a student at a nearby university and apparently was unwell.Tr: Emir, Selin'e bir fincan sıcak kahve ikram etti.En: Emir offered Selin a cup of hot coffee.Tr: "Merhaba, nasılsın?"En: "Hello, how are you?"Tr: diye sordu.En: he asked.Tr: Selin, şikayetlerini anlatmaya başladı.En: Selin began to explain her complaints.Tr: "İlaç almam lazım ama eczane kapalı."En: "I need to get medicine, but the pharmacy is closed."Tr: Emir, Selin'in moralinin bozuk olduğunu fark etti.En: Emir noticed that Selin was feeling down.Tr: Yardım etmeye karar verdi.En: He decided to help.Tr: "Benim bir eczacı arkadaşım var.En: "I have a pharmacist friend.Tr: Onu arayabilirim.En: I can call him.Tr: Belki yardımcı olabilir."En: Maybe he can help."Tr: Telefonunu çıkardı ve arkadaşını aradı.En: He took out his phone and called his friend.Tr: Arkadaşı, problemi duyduktan sonra eczanesini kısa süreliğine açabileceğini söyledi.En: After hearing the problem, his friend said he could open his pharmacy for a short while.Tr: Emin, bunun Selin'e iyi geleceğinden emindi.En: Emir was confident that this would be good for Selin.Tr: "İyi haber, arkadaşım eczaneyi sizin için açacak," dedi Emir gülümseyerek.En: "Good news, my friend will open the pharmacy for you," said Emir, smiling.Tr: Selin şaşırmıştı ve mutlu olmuştu.En: Selin was surprised and happy.Tr: "Çok teşekkür ederim Emir, bunları benim için yapman harika."En: "Thank you so much Emir, it's wonderful that you're doing this for me."Tr: Birlikte eczaneye gittiler.En: Together, they went to the pharmacy.Tr: Kar yağışı altında yürümek soğuktu ama Selin, yardımsever birine rastladığı için rahatlamıştı.En: Walking under the falling snow was cold, but Selin felt relieved to have encountered someone helpful.Tr: Eczane açıldığında, Selin reçetesini aldı.En: When the pharmacy opened, Selin got her prescription.Tr: İlaçlarını almış olmanın rahatlığını hissetti.En: She felt the comfort of having gotten her medicine.Tr: Dönüş yolunda Selin, Emir'e minnettarlığını dile getirdi.En: On the way back, Selin expressed her gratitude to Emir.Tr: "Bazen yardıma ihtiyacım olduğunu kabul etmem gerekiyor," dedi.En: "Sometimes I need to accept that I need help," she said.Tr: Emir ise, "Arkadaşlara yardım etmek hepimize iyi gelir," diye yanıtladı.En: Emir replied, "Helping friends does us all good."Tr: Bu olay hem Emir hem de Selin için yeni bir ders olmuştu.En: This event was a new lesson for both Emir and Selin.Tr: Emir, yardımıyla birine dokunmanın mutluluğunu yaşayarak atölyeye döndü.En: Emir returned to the workshop feeling the joy of having touched someone's life with his help.Tr: Selin, bazen başkalarından yardım istemenin gerekli olduğunu anlamıştı.En: Selin realized that sometimes asking others for help is necessary.Tr: O gün, ikisi de hayatlarına katılan bu küçük ama değerli anı unutmamaya karar verdi.En: That day, both decided to remember this small but valuable moment that had been added to their lives. Vocabulary Words:roasting: kavurmaworkshop: atölyeinviting: davetkâraroma: aromaanxious: endişeliapparently: anlaşılanpharmacy: eczanedown: moralinin bozukconfident: eminprescription: reçetegratitude: minnettarlıkrelieved: rahatlamışfilling: saranstudent: öğrencimedicine: ilaçclosed: kapalıfriend: arkadaştake out: çıkardıopen: açacakgood: iyisnow-covered: karla kaplıhelpful: yardımseverencountered: rastladığımoment: ancomfortable: rahatlıkwinter: kışlesson: dersrealize: anlamaknecessary: gereklienvironment: ortam
    Voir plus Voir moins
    13 min
  • Aylin's Aromatic Reunion: Finding Clarity Over Coffee
    Feb 26 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Aylin's Aromatic Reunion: Finding Clarity Over Coffee Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-26-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un tarihi Beyoğlu semtinde, kışın son günleri yaşanıyordu.En: In the historic Beyoğlu district of İstanbul, the last days of winter were being experienced.Tr: Hava serin fakat güneşliydi.En: The weather was cool but sunny.Tr: Caddelerde insanlar aceleyle yürüyordu.En: People were hurriedly walking on the streets.Tr: Aylin, bir kahve kavurma atölyesine girdi.En: Aylin entered a coffee roasting workshop.Tr: İçeri girer girmez sıcaklık ve kahve kokusu onu sarmaladı.En: As soon as she stepped inside, warmth and the aroma of coffee enveloped her.Tr: Raflar, iri kahve torbalarıyla doluydu.En: The shelves were filled with large coffee bags.Tr: Eski tip kavurma makineleri, mekana nostaljik bir hava katıyordu.En: Old-fashioned roasting machines added a nostalgic atmosphere to the place.Tr: Aylin, İstanbul'a geri döner dönmez bu mekana sık uğramaya başlamıştı.En: Aylin had started to frequent this place ever since she returned to İstanbul.Tr: Düşünceli bir kadındı.En: She was a thoughtful woman.Tr: Hayatında çok şey değişmişti ve biraz kafası karışıktı.En: A lot had changed in her life, and she was a bit confused.Tr: İstanbul'da kendine bir yön arıyordu.En: She was searching for a direction for herself in İstanbul.Tr: Bu kahve atölyesi, yeni hayatında bir sığınak gibiydi.En: This coffee workshop felt like a sanctuary in her new life.Tr: Bir köşede Zeynep, kahvesini yudumlayarak kitabını okuyordu.En: In one corner, Zeynep was sipping her coffee and reading her book.Tr: Aylin, el sallayarak yanına oturdu ve kendine bir filtre kahve söyledi.En: Aylin waved and sat down next to her and ordered herself a filter coffee.Tr: Tam bu sırada, kapıdan içeri Emre girdi.En: Just at that moment, Emre walked in through the door.Tr: Emre, eski bir arkadaştı.En: Emre was an old friend.Tr: Yıllar önce dostluklarının bir şekilde yolunda gitmediği zamanlarda ayrılmışlardı.En: They had parted ways at a time when somehow their friendship wasn't going well.Tr: Aylin onu görmekten hem şaşkın hem de biraz gergindi.En: Aylin was both surprised and a bit nervous to see him.Tr: Emre'nin de kendisini fark ettiğini gördü.En: She saw that Emre had also noticed her.Tr: Aralarındaki mesafe uzun değildi.En: The distance between them wasn't long.Tr: Emre yavaşça yanlarına geldi.En: Emre slowly came over to them.Tr: "Merhaba Aylin," dedi, gülümseyerek.En: "Hello Aylin," he said, smiling.Tr: "Uzun zaman oldu."En: "It's been a long time."Tr: Aylin, biraz tereddüt ettikten sonra, "Evet, gerçekten uzun zaman olmuş," diye yanıtladı.En: After a bit of hesitation, Aylin replied, "Yes, it really has been a long time."Tr: Zeynep ortamdaki gerginliği hissederek nazikçe izin isteyip arkadaşlarına yalnız zaman bıraktı.En: Zeynep, sensing the tension in the atmosphere, politely excused herself, leaving the friends alone.Tr: Kahve aydınlığı altında, yılların ardına gizlenen duygular çözüldü.En: Under the light of the coffee, emotions hidden behind years unraveled.Tr: Aylin, içindeki karışıklığı ve Emre ile geçmişte olanları paylaşmaya karar verdi.En: Aylin decided to share her confusion and what had happened with Emre in the past.Tr: "Biliyor musun, İstanbul'a döndüm ama ne yapacağımı bilmiyorum," diye itiraf etti.En: "You know, I came back to İstanbul, but I don't know what to do," she confessed.Tr: Emre, Aylin'in içinde hissettiği belirsizliği anlayışla karşıladı.En: Emre empathized with the uncertainty Aylin was feeling inside.Tr: "O zamanlar kötü bir dönemdi," dedi içtenlikle.En: "Those were bad times," he said sincerely.Tr: "Ama burada buluşmamız belki de bir fırsattır."En: "But perhaps our meeting here is an opportunity."Tr: İkisi de içten bir şekilde, geçmişteki yanlış anlamalar hakkında konuşmaya başladılar.En: Both of them started to genuinely talk about the misunderstandings of the past.Tr: Emre, o zamanlar neden kendini geri çekmesi gerektiğini açıkladı.En: Emre explained why he had needed to pull back at that time.Tr: Bunları duyunca, Aylin kalbindeki yükün hafiflediğini hissetti.En: Upon hearing this, Aylin felt a burden lifting from her heart.Tr: Aralarındaki yanlış anlamalar sonunda çözülüyordu ve bu, Aylin için önemli bir adımdı.En: The misunderstandings between them were finally being resolved, and this was an important step for Aylin.Tr: Konuştukça Aylin farklı hissetmeye başladı.En: As they talked, Aylin began to feel different.Tr: İstanbul'daki yeni hayatı için kendini daha hazır hissetti.En: She felt more ready for her new life in İstanbul.Tr: Sonunda, onların arasında bir dostluk tohumları yeniden atıldı.En: In the end, seeds of ...
    Voir plus Voir moins
    18 min
  • Finding Roots: A Soulful Journey to Reconnection
    Feb 25 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Finding Roots: A Soulful Journey to Reconnection Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-25-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Zeynep derin bir nefes aldı.En: Zeynep took a deep breath.Tr: Havanın temizliği ona huzur veriyordu.En: The cleanliness of the air was giving her peace.Tr: Aegean Coast Spiritüel Retreat'e ulaşmışlardı.En: They had arrived at the Aegean Coast Spiritüel Retreat.Tr: Zeynep burada birkaç gün geçirmekten tedirgindi.En: Zeynep was apprehensive about spending a few days here.Tr: Ailesiyle arası yıllardır mesafeliydi.En: She had been distant from her family for years.Tr: Şehir hayatının koşturmacası arasında kendini kaybetmiş hissediyordu.En: In the hustle and bustle of city life, she felt lost.Tr: Şimdi bu sahil kıyısındaki sessizlik, kalbinin sesini duymasına yardımcı olacaktı.En: Now, the silence of this seaside would help her hear the voice of her heart.Tr: Kerem ise Zeynep'ten biraz ilerde duruyordu, deniz manzarasına, zeytin ağaçlarına bakıyordu.En: Kerem, on the other hand, was standing a little ahead of Zeynep, looking at the sea view and olive trees.Tr: Kamerasını boynuna takmıştı.En: His camera was hanging around his neck.Tr: Her karesi, ailesine ve köklerine olan özlemini anlatıyordu.En: Each frame conveyed his longing for his family and roots.Tr: Kerem, Zeynep'i gördü ve yanına geldi.En: Kerem saw Zeynep and came over to her.Tr: "Burada olmak iyi gelecek. Hem sana, hem de hepimize," dedi.En: "Being here will be good for you, and for all of us," he said.Tr: Zeynep içten bir gülümsemeye zorladı kendini.En: Zeynep forced herself to smile sincerely.Tr: "Umarım öyledir, Kerem," dedi.En: "I hope so, Kerem," she said.Tr: Ama içinde, bu spiritüel ortama biraz şüpheyle yaklaşıyordu.En: But inside, she approached this spiritual environment with some skepticism.Tr: Aile ritüellerine katılmak, eski hikayeleri duymak... Bunlar onun için çok anlam ifade etmiyordu.En: Participating in family rituals, hearing old stories… These didn't mean much to her.Tr: İlk gün, meditasyonla başladı.En: The first day began with meditation.Tr: Zeynep, nefeslerine odaklanmayı ve düşüncelerini boşaltmayı denedi.En: Zeynep tried to focus on her breath and empty her thoughts.Tr: Zamanla, vücudu rahatladı.En: Over time, her body relaxed.Tr: Gün boyunca herkes bir araya geldi, yemekler yendi, sohbetler edildi.En: Throughout the day, everyone gathered, meals were eaten, and conversations were had.Tr: Kerem, her anı kamerayla yakaladı.En: Kerem captured each moment with his camera.Tr: Onun için bu görüntüler, aile geçmişlerine bir köprüydü.En: For him, these images were a bridge to their family past.Tr: Gecenin karanlığı çöktüğünde, büyük bir ateş yakıldı.En: As night fell, a big fire was lit.Tr: Zeynep, ısınmak için kendini alevlerin yakınında buldu.En: Zeynep found herself near the flames for warmth.Tr: Kerem'in önerisiyle herkes, sırayla hayatlarından bir anı anlattı.En: On Kerem's suggestion, everyone shared a memory from their lives in turn.Tr: Gözleri dolu dolu olan Kerem, dünyanın dört bir yanından getirdiği fotoğrafları gösterdi.En: With tears in his eyes, Kerem showed the photographs he brought from around the world.Tr: "Hiçbir yer burası kadar güzel değil," dedi ailesine.En: "No place is as beautiful as here," he told his family.Tr: "Ama en güzel olan sizsiniz. Hepinizi özledim."En: "But the most beautiful thing is you. I missed you all."Tr: Zeynep, Kerem'in sözlerinden etkilendi.En: Zeynep was moved by Kerem's words.Tr: Aile bireyleri sırayla duygularını paylaştıkça, içindeki şüpheler birer birer silindi.En: As family members shared their feelings one by one, her doubts gradually disappeared.Tr: Şimdi kendi anılarını anlattığında, sesinin titremesine engel olamıyordu.En: Now, when she shared her own memories, she couldn't prevent her voice from trembling.Tr: "Belki de çok uzak kaldım sizden," dedi.En: "Maybe I've kept too much distance from you," she said.Tr: "Ama burada olmak, bir anlamda eve dönmek gibi."En: "But being here feels somewhat like coming home."Tr: O gece, alevlerin yanındayken, herkesin kalbi biraz olsun hafiflemişti.En: That night, by the flames, everyone's heart felt a bit lighter.Tr: Aile, bu buluşmada birbirini yeniden keşfetti.En: The family rediscovered each other at this gathering.Tr: Sarılmalar, gülücükler, yeni anılar... Hepsi sıcak bir kucaklaşmada sona erdi.En: Hugs, smiles, new memories... It all ended in a warm embrace.Tr: Zeynep, eve dönerken, İstanbul'un kalabalığından kaçış için başka nedenlere ihtiyacı olmadığını hissetti.En: As Zeynep returned home, she felt she needed no other reasons to escape the crowds of İstanbul.Tr: Kendi kökleriyle yeniden bağ kurmak, ona düşündüğünden fazlasını vermişti.En: ...
    Voir plus Voir moins
    17 min
  • Finding Serenity: A Journey Through Snowy Fairy Land
    Feb 25 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Finding Serenity: A Journey Through Snowy Fairy Land Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-25-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Serkan karla kaplanmış peribacalarının arasında yürüyordu.En: Serkan was walking among the fairy chimneys covered in snow.Tr: Serin kış rüzgarı yüzüne çarpıyordu.En: The cool winter wind was hitting his face.Tr: Burnunun ucu kızarmıştı, ama o hissetmiyordu.En: The tip of his nose was red, but he didn't feel it.Tr: Aklı daima işteydi.En: His mind was always on work.Tr: Kapadokya'daki bu ruhani inzivada huzur bulmak istiyordu.En: He wanted to find peace in this spiritual retreat in Kapadokya.Tr: Leyla ise başka bir rüyadaydı.En: Leyla, on the other hand, was in another dream.Tr: Fırçalarını almış, beyaz örtüyle kaplanmış bu masalsı diyarın resmini yapmayı hayal ediyordu.En: She had taken her brushes and was imagining painting this fairy-tale land covered with a white veil.Tr: Leyla, sabah erkenden manzarayı izleyerek kahvesini yudumladı.En: Leyla sipped her coffee early in the morning while watching the scenery.Tr: Her bir kar tanesi yumuşakça toprağa düşerken ona yeni ilham kaynakları sunuyordu.En: Each snowflake gently falling to the ground provided her with new sources of inspiration.Tr: Fakat Serkan'ın telefonu her zamanki gibi çalıyordu.En: However, Serkan's phone was ringing, as usual.Tr: Mesajlar, e-postalar... Hepsi onun kafasını meşgul ediyordu.En: Messages, emails... they were all occupying his mind.Tr: İnziva merkezinin programı doluydu.En: The retreat center's program was full.Tr: Grup meditasyonları, yoga seansları ve doğa yürüyüşleri vardı.En: There were group meditation sessions, yoga sessions, and nature walks.Tr: Ancak Serkan'ın gözü sürekli telefondaydı.En: Yet, Serkan's eyes were constantly on his phone.Tr: Leyla, onun bu durumuna biraz üzülüyordu.En: Leyla was a bit saddened by his situation.Tr: Ama o da sessizliği ve huzuru seçmek istemişti.En: But she, too, wanted to choose silence and peace.Tr: Bir gün, Leyla diğer katılımcılarla meditasyon yapmayı önerdi.En: One day, Leyla suggested meditating with the other participants.Tr: Serkan başlangıçta tereddüt etti.En: Serkan hesitated at first.Tr: Ancak, bir gün olsun telefonunu bırakmanın iyi olabileceğine karar verdi.En: However, he decided it might be good to leave his phone aside for just one day.Tr: Meditasyon seansı, bir mağarada gerçekleşti.En: The meditation session took place in a cave.Tr: Mağara karla örtülü, masalsı bir güzelliğe sahipti.En: The cave, covered in snow, had a fairy-tale beauty.Tr: Herkes gözlerini kapattı, derin nefesler aldı.En: Everyone closed their eyes, took deep breaths.Tr: Serkan başlarda huzursuzdu.En: Serkan was initially restless.Tr: Ama yavaş yavaş kalbindeki huzuru hissetmeye başladı.En: But slowly, he began to feel the peace within his heart.Tr: Aniden, önceliklerinin ne olması gerektiğine dair bir farkındalığa ulaştı.En: Suddenly, he gained an awareness of what his priorities should be.Tr: İş, hayatta her şey değildi.En: Work was not everything in life.Tr: Kendi mutluluğu ve denge de önemliydi.En: His own happiness and balance were also important.Tr: Leyla ise meditasyonda gözlerini kapattığında, sanatında yeni bir kapı açıldığını hissetti.En: As for Leyla, when she closed her eyes during meditation, she felt a new door open in her art.Tr: Bütün renkler, desenler zihninde canlandı.En: All the colors and patterns came to life in her mind.Tr: İlhamı geri gelmişti.En: Her inspiration had returned.Tr: Kendisine güveni artmıştı.En: Her confidence had increased.Tr: Meditasyon sonrası, Serkan ve Leyla mağaradan yan yana yürüdüler.En: After meditation, Serkan and Leyla walked out of the cave side by side.Tr: Serkan, "Çok ihtiyacım varmış," dedi alçak sesle.En: Serkan said softly, "I really needed this."Tr: Leyla gülümsedi, "Denge, sanırım hepimize lazım," diye cevapladı.En: Leyla smiled and replied, "I guess balance is something we all need."Tr: Serkan, iş ve dinlenme arasında bir denge kurmayı öğrendi.En: Serkan learned to establish a balance between work and rest.Tr: Leyla ise başkalarıyla farklı alanlarda çalışmanın ilhamını keşfetti.En: Leyla discovered the inspiration of working with others in different fields.Tr: İkisi de birbiriyle daha derin bir bağ kurdu.En: Both formed a deeper bond with each other.Tr: Soğuk kış günleri, içlerini ısıtan bu deneyimle anlam kazandı.En: The cold winter days found meaning with this experience that warmed their hearts.Tr: Anladı ki bazen durup karşındaki manzarayı izlemen, kendini yeniden bulmanın başlangıcı olabilir.En: They realized that sometimes stopping to watch the scenery before you can be the start of rediscovering yourself. Vocabulary Words:fairy-tale: ...
    Voir plus Voir moins
    15 min
  • Above the Clouds: Capturing Capadocia's Hidden Beauty
    Feb 24 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Above the Clouds: Capturing Capadocia's Hidden Beauty Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-24-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Cappadocia sabahı.En: A Cappadocia morning.Tr: Gökyüzü bulutlu.En: The sky is cloudy.Tr: Hava soğuk ama büyüleyici.En: The weather is cold but enchanting.Tr: Yusuf nefesini buhar olarak görürken, heyecanla yanındaki arkadaşlarına baktı.En: As Yusuf saw his breath as steam, he looked at his friends with excitement.Tr: Yanında Elif ve Mert vardı.En: Beside him were Elif and Mert.Tr: Elif, çocukluk arkadaşı, yükseklikten biraz korkuyordu ama Yusuf'a destek olmak istemişti.En: Elif, his childhood friend, was a little afraid of heights but wanted to support Yusuf.Tr: Mert ise sıcak hava balonu pilotuydu.En: Mert was a hot air balloon pilot.Tr: Deneyimliydi, ama o gün hava biraz kötü görünüyordu.En: He was experienced, but that day the weather looked a bit bad.Tr: Yusuf'un elinde fotoğraf makinesi vardı.En: Yusuf had a camera in his hand.Tr: Bir fotoğraf yarışması için mükemmel kareyi çekmek istiyordu.En: He wanted to capture the perfect shot for a photography contest.Tr: En iyi manzarayı ancak bir sıcak hava balonundan çekebilirdi.En: He could only capture the best landscape from a hot air balloon.Tr: Elif biraz endişeli, "Yusuf, hava biraz tehlikeli değil mi?" dedi.En: Elif, a bit anxious, said, "Yusuf, isn't the weather a bit dangerous?"Tr: Yusuf kararlılıkla, "Bu anı kaçıramayız, Elif. Fotoğraf fantastik olacak," diye cevap verdi.En: Yusuf replied determinedly, "We can't miss this moment, Elif. The photo will be fantastic."Tr: Mert, balonun yanında durarak düşündü.En: Mert, standing by the balloon, pondered.Tr: Hava koşulları hakkında biraz endişeliydi.En: He was a bit concerned about the weather conditions.Tr: Ama Yusuf'un hevesi göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü.En: But Yusuf's enthusiasm was too great to be ignored.Tr: Elif'e dönerek, "Merak etme, seninle olacağız," dedi.En: Turning to Elif, he said, "Don't worry, we'll be with you."Tr: Böylece, içlerinde biraz tereddütle balona bindiler.En: Thus, with a bit of hesitation inside them, they boarded the balloon.Tr: Balon havalandı.En: The balloon lifted off.Tr: İlk başta bulutlar hüsrana uğrattı.En: At first, the clouds were disappointing.Tr: Yusuf'un kalbi hızlı atıyordu.En: Yusuf's heart was racing.Tr: Elif, Yusuf'un kolunu sıkarak yanında duruyordu.En: Elif stood by, gripping Yusuf's arm.Tr: Bulutlar kalındı, gök neredeyse görünmezdi.En: The clouds were thick, the sky almost invisible.Tr: Herkes biraz sessizdi.En: Everyone was a bit silent.Tr: Ama sonra balon daha yüksek yükseldi.En: But then the balloon rose higher.Tr: Aniden bulutların üzerinde, masmavi gökyüzü ve altın sarısı bir güneş belirdi.En: Suddenly, above the clouds, a clear blue sky and a golden sun appeared.Tr: Göz kamaştırıcı bir manzara onları karşıladı.En: A dazzling view greeted them.Tr: Kapadokya'nın peribacaları parlıyordu.En: Cappadocia's fairy chimneys were shining.Tr: Yusuf, "İşte bu!" diye bağırdı ve hemen fotoğrafını çekti.En: Yusuf shouted, "This is it!" and immediately took his photo.Tr: Elif, manzaranın güzelliği karşısında korkusunu unuttu.En: Elif, overwhelmed by the beauty of the view, forgot her fear.Tr: Yükseklik yerine hazzı ve huzuru hissediyordu.En: Instead of feeling the height, she felt joy and peace.Tr: Mert ise balona yön verirken yeni bir enerji buldu.En: Mert found a new energy while steering the balloon.Tr: Başarma duygusu hepsini sarıyordu.En: The sense of achievement enveloped them all.Tr: Sonra balon yavaşça alçalmaya başladı.En: Then the balloon began to slowly descend.Tr: Yusuf'un kalbi mutlulukla doluydu.En: Yusuf's heart was filled with happiness.Tr: Fotoğraf tam istediği gibi çıkmıştı.En: The photo had turned out just as he wanted.Tr: Elif güven kazanmış, korkusunu yenmişti.En: Elif had gained confidence and overcome her fear.Tr: Mert ise yolculuğun huzurunu hissetti.En: Mert felt the peace of the journey.Tr: Yere indiklerinde, herkesin yüzünde bir gülümseme belirdi.En: When they landed, a smile appeared on everyone's face.Tr: Yusuf, Elif'e dönerek, "Sen olmasan bunu başaramazdım," dedi.En: Yusuf turned to Elif and said, "I couldn't have done it without you."Tr: Elif ise, "Senin mutluluğun beni cesaretlendirdi," dedi.En: Elif replied, "Your happiness encouraged me."Tr: Mert, "Bu tecrübe bana da çok şey öğretti. Paylaşmak güzeldi," diye ekledi.En: Mert added, "This experience taught me a lot too. It was nice to share."Tr: Kapadokya'nın soğuk kış sabahı, sıcak dostluk anılarıyla ısınmıştı.En: The cold winter morning in Cappadocia had warmed with memories of warm friendship.Tr: Yusuf nihayetinde, yolculuğa güvenmeyi öğrenmişti.En: Yusuf had ultimately learned to trust...
    Voir plus Voir moins
    16 min
  • Soaring Above Heartache: A Journey to Fearless Freedom
    Feb 24 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Soaring Above Heartache: A Journey to Fearless Freedom Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-24-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Ege, sabah erken saatlerde Ölüdeniz Plajı'na yaklaştı.En: Ege approached Ölüdeniz Plajı early in the morning.Tr: Hava soğuktu, hafif bir rüzgar esti.En: The weather was cold, and a light breeze blew.Tr: Plajın sakinliği içinde dalgaların sesleri yankılanıyordu.En: Within the tranquility of the beach, the sounds of the waves echoed.Tr: Bu manzaranın üzerine uçmak, Ege'nin işini çok özel kılıyordu.En: Flying over this view was what made Ege's job very special.Tr: O gün görüşmesi gereken biri vardı, adı Meral’di.En: That day, there was someone he needed to meet, her name was Meral.Tr: Meral, kışın soğuk günlerinde bile sessizliği ve huzuru arıyordu.En: Meral was searching for silence and peace even on the cold days of winter.Tr: Gönül yarasını unutmak, yeni bir başlangıç yapmak istiyordu.En: She wanted to forget her heartache and make a new beginning.Tr: Bu yüzden yanındaki adama, "Ege, benden emin misin?" diye sordu.En: That's why she asked the man next to her, "Ege, are you sure about me?"Tr: Ege gülümsedi, "Korkma," dedi, "ben yanındayım."En: Ege smiled and said, "Don't worry, I'm here with you."Tr: Ege'nin yüzündeki güven, Meral’i rahatlattı.En: The confidence on Ege's face comforted Meral.Tr: Fakat içindeki korkuyu yenmek kolay değildi.En: However, overcoming the fear inside her wasn't easy.Tr: Ege, "Ölüdeniz'de uçmak bir ayrıcalık.En: Ege said, "Flying in Ölüdeniz is a privilege.Tr: Sadece manzara için bile denemeye değer," dedi.En: It's worth trying just for the view."Tr: Meral'in gözleri denizin sonsuz maviliğine kaydı.En: Meral's eyes wandered to the endless blue of the sea.Tr: Ancak rüzgar sertleşti, bu durum bir süre beklemelerini gerektiriyordu.En: However, the wind grew stronger, requiring them to wait for a while.Tr: Ege, "Güvenlik her şeyden önemli," dedi.En: Ege said, "Safety is more important than anything."Tr: Meral’in içinde ufak bir hayal kırıklığı oluştu, ama Ege’nin sakin tavrı ona cesaret verdi.En: A small disappointment formed within Meral, but Ege's calm demeanor gave her courage.Tr: "Biraz bekleyebiliriz. Sonra birlikte uçacağız."En: "We can wait a bit. Then we'll fly together."Tr: Bekleyiş anlarında sohbet ettiler.En: They chatted during the waiting moments.Tr: Meral, gezip gördüğü yerleri anlattı.En: Meral talked about the places she had visited.Tr: Ege, nefes kesici anılarını paylaştı.En: Ege shared his breathtaking memories.Tr: Rüzgar hafifleyince, Ege ve Meral yavaşça uçuş noktasına yürüdüler.En: When the wind subsided, Ege and Meral slowly walked to the launch point.Tr: Paraşüt hazırdı.En: The parachute was ready.Tr: Ege, "Uçmaya hazır mısın?" diye sordu.En: Ege asked, "Are you ready to fly?"Tr: Meral başıyla onayladı.En: Meral nodded in agreement.Tr: Korku ve heyecan iç içeydi.En: Fear and excitement were intertwined.Tr: Havalanma anı geldiğinde, Meral'in kalbi hızla çarptı.En: When the moment to take off arrived, Meral's heart beat rapidly.Tr: Rüzgar yeniden yön değiştirdi.En: The wind changed direction again.Tr: Ege, "Rahatla," dedi, "sadece manzaranın tadını çıkar."En: Ege said, "Relax, just enjoy the view."Tr: Meral, alttaki masmavi suları ve yemyeşil dağları izlerken, yavaş yavaş rahatladı.En: As Meral watched the deep blue waters and lush green mountains below, she gradually relaxed.Tr: Ege, güven verici bir tonla Meral'in dikkatini hep güzel manzaraya çekti.En: Ege, in a reassuring tone, constantly directed Meral's attention to the beautiful scenery.Tr: Sonunda, kumlara güvenle iniş yaptılar.En: Eventually, they made a safe landing on the sands.Tr: Meral, nefesini tutarak Ege'ye baktı.En: Meral looked at Ege, holding her breath.Tr: "Bu olağanüstüydü!" dedi.En: "That was extraordinary!" she said.Tr: Gözlerinde yeni bir ışık parlıyordu.En: A new light shone in her eyes.Tr: Korkularının üstesinden gelmişti.En: She had overcome her fears.Tr: "Teşekkür ederim, Ege," dedi.En: "Thank you, Ege," she said.Tr: Ege, mutlulukla bakarak, "Sen burada başardın," dedi.En: Ege, looking on happily, said, "You achieved this here."Tr: Birlikte Ölüdeniz Plajı'nda yürümeye başladılar.En: Together, they started to walk on Ölüdeniz Plajı.Tr: Meral artık yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırdı.En: Meral was now ready to embark on a new journey.Tr: Ve Ege, bir ruhu daha uçmanın özgürlüğü ile tanıştırmanın huzuruyla yürüdü.En: And Ege walked with the peace of introducing yet another soul to the freedom of flying. Vocabulary Words:approached: yaklaştıtranquility: sakinlikbreeze: rüzgarechoed: yankılanıyorduprivilege: ayrıcalıkdemeanor: tavırbreathtaking: nefes kesicisubsided: ...
    Voir plus Voir moins
    15 min
  • Beneath the Snow: Ege's Journey to Göbekli Tepe's Secrets
    Feb 23 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Beneath the Snow: Ege's Journey to Göbekli Tepe's Secrets Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-23-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Karla kaplı tepelerin arasında uzanan Göbekli Tepe, sessiz ve mistik havasıyla büyüleyiciydi.En: Among the snowy hills lay Göbekli Tepe, enchanting with its quiet and mystical atmosphere.Tr: Ege, soğuk havaya aldırmadan heyecanla kazı çalışmalarına katılıyordu.En: Ege, undeterred by the cold weather, was eagerly participating in the excavation work.Tr: Ege, genç bir arkeoloji öğrencisiydi ve en büyük hayali büyük bir keşif yapmaktı.En: Ege was a young archaeology student whose greatest dream was to make a significant discovery.Tr: Onun mentoru Zeynep ise deneyimli, sakin ve biraz da temkinli bir arkeologdu.En: His mentor, Zeynep, was an experienced, calm, and somewhat cautious archaeologist.Tr: Ege'nin heyecanını anlıyor, ama siteye zarar vermek istemiyordu.En: She understood Ege's excitement but did not want to risk damaging the site.Tr: Bir gün Ege, kazı alanının biraz ilerisinde, karla kaplanmış bir kayanın altında küçük bir tünel keşfetti.En: One day, Ege discovered a small tunnel underneath a snow-covered rock, a little beyond the excavation area.Tr: İçine bakınca tünelin içine doğru uzandığını fark etti.En: Looking inside, he noticed that the tunnel extended further in.Tr: "Belki de bu tünelde önemli bir şey bulabilirim," diye düşündü.En: "Maybe I'll find something important in this tunnel," he thought.Tr: Ancak Zeynep’e danışmadan bir şey yapmak istemedi, çünkü onun tecrübesine saygı duyuyordu.En: However, he didn't want to do anything without consulting Zeynep, as he respected her experience.Tr: Zeynep, Ege’nin bulduğu tünele baktı.En: Zeynep examined the tunnel Ege had found.Tr: "Ege, bu çok tehlikeli olabilir.En: "Ege, this could be very dangerous.Tr: Yapının çökmesine neden olabiliriz," dedi.En: We could cause the structure to collapse," she said.Tr: Ancak Ege'nin aklı hala tüneldeydi.En: However, Ege's mind was still on the tunnel.Tr: Büyük bir buluş yapma hayali ağır basıyordu.En: The dream of making a significant discovery was overwhelming.Tr: Gece boyunca düşündü.En: He pondered over it all night.Tr: Bir karar vermesi gerekiyordu.En: He had to make a decision.Tr: Sonunda, ertesi sabahın erken saatlerinde, Zeynep’in temkinli yaklaşımına karşın, Ege içgüdülerine güvenmeye karar verdi.En: Finally, early the next morning, despite Zeynep's cautious approach, Ege decided to trust his instincts.Tr: Tünele girdi.En: He entered the tunnel.Tr: Dar ve karanlık tünelde ilerlerken kalbi hızla atıyordu.En: As he advanced through the narrow and dark tunnel, his heart was racing.Tr: Bir süre sonra Ege, zeminde küçük, taş bir nesne gördü.En: After a while, Ege saw a small stone object on the ground.Tr: Üzerindeki işaretler ve şekiller dikkati hemen çekti.En: The marks and shapes on it immediately drew attention.Tr: Dışarı çıktığında Zeynep hemen yanına koştu.En: Zeynep rushed to his side as soon as he came out.Tr: "Bu ne?"En: "What is this?"Tr: diye sordu endişeyle.En: she asked anxiously.Tr: Ege, elindeki garip yapıyı ona gösterdi.En: Ege showed her the strange object in his hand.Tr: Zeynep’in gözleri büyüdü.En: Zeynep's eyes widened.Tr: "Bu...En: "This...Tr: Bu olağanüstü bir buluş Ege," dedi heyecanla ama devam etti, "Ancak unutma ki bu tür keşifler herkesin katılımı ve dikkatli çalışmasıyla değerli.En: This is an extraordinary discovery, Ege," she said excitedly, but continued, "However, remember that such discoveries are valuable with everyone's participation and careful work.Tr: Sabır ve işbirliği hep önemlidir."En: Patience and cooperation are always important."Tr: Ege, Zeynep’in sözlerini düşündü.En: Ege thought about Zeynep's words.Tr: Onun haklı olduğunu anladı.En: He understood that she was right.Tr: Büyük keşifler ekip çalışması gerektiriyordu.En: Great discoveries required teamwork.Tr: Zeynep’in rehberliğine daha fazla değer vermeye karar verdi.En: He decided to value Zeynep's guidance more.Tr: Artık hem kendi hırsını hem de sitenin korunmasını dengelemeyi öğrendi.En: From now on, he learned to balance both his ambition and the preservation of the site.Tr: Ege’nin içi huzurla doldu.En: Ege felt a sense of peace inside.Tr: Zeynep’le birlikte üzerinde çalışacakları daha birçok keşif vardı.En: Together with Zeynep, there were many more discoveries to work on.Tr: Göbekli Tepe’nin karlı tepesinde iki arkadaş, tarihin gizemleri üzerinde çalışmaya devam etti.En: On the snowy peak of Göbekli Tepe, the two friends continued to work on the mysteries of history.Tr: Artık biliyordu ki zamanla her şey mümkün.En: He now knew that in time, anything was possible. Vocabulary Words:...
    Voir plus Voir moins
    15 min